13 Ağustos 2010 Cuma

Azcık politika....

1 ayı aşkın Tuzladayız. Bana kalsa 1 ay daha burada kalırız. Zamana bıraktım. Açıkçası burası rahat oldu. Maral açıkhavada, suyun içinde büyüyor. Haliyle bizde... Ama bugün sadece Maralı yazmayacağım. Türkiye ile ilgili bir mesele aklıma takıldı onu bahsetmek istiyorum.

Hani gitgide yüzümüzü doğuya çeviriyoruz diye yazılıyor ya; ben farklı bir açıdan bakmak istedim. Şimdi yüzümüzü doğuya döndürünce, haliyle arkamızı Avrupaya doğru çeviriyoruz demektir... :)))Avrupa - her ne kadar sevsem de - arkanı dönecek bir topluluk değil. :))) Batıya, yani Avrupaya dönersek de bu sefer arkamızı araplara dönüyor oluyoruz; e bu da pek tekin bişi değil. Aman aman derim!!! Araplar da pek dönülecek bir topluluk değil! Bence en doğrusu yüzümüzü yukarıya, kuzeye doğru dönelim, arkamız Akdeniz ve Afrika... Pek de rahat olur. Türkiyenin ne doğuya ne batıya dönük olma ihtiyacı yok. İlla bir yerlere dönecekse, kuzeye biraz Beyaz Rusya, biraz Rusya, azıcık Finlandiya, Danimarka ve oradan ver elini kuzey kutbuna... Oh mis gibi... :))) Doğuda bişi yok! taa uzak doğunun en asil ülkesi Japonyaya kadar!

Geçenlerde dünyanın en huzurlu ülke sıralamasına baktım; hemen yazayım :
1. Yeni Zelanda
2. Danimarka ve Norveç (bu ikisi ikinciliği paylaşıyorlar)
3. İzlanda
4. Avusturya
5. İsveç
6. Japonya
7. Kanada
8. Finlandiya
9. Slovenya
10. Çek Cumhuriyeti

Sıralama devam da ediyor... Merak edenler www.businessweek.com'dan ulaşabilirler..

Bu sıralamayı ülkelerdeki güvenlik, gelişim, refahlık, suç oranları, işsizlik gibi unsurlara göre yapmışlar... Ama dikkat çekici unsur İskandinav ülkelerinin ilk 10'un içinde bulunması. Dedim ben yüzümüzü yukarıya doğru çevirelim diye... Herhalde ülkelerin iklimlerine biraz bağlı olaraktan, ne kadar soğuk olursa o kadar daha sakin ve huzurlu olunabiliyor... Hmmm bana doğru gibi geldi biraz... Düşündürüyor değil mi?

Valla ben evimdeki huzuru ülkemde de istiyorum. Bıktım gündemdekilerden. Her alanımızda bir sorun, bir soru işareti var. İçişlerinde, dışişlerinde, sporda, eğitimde, iş dünyasında, sağlık sektöründe, medyada, trafikte... Anasını satayım her ama her alanda bir gariplik var... Pozitif birşeyler oluyor, hemen akabininde aynı olayda negatif şeyler... Kandırılıyor muyuz nedir? :) Kim Türkiyenin bu politika ile ileriye doğru gittiğini düşünüyorsa, ona hemen bir sorum var...

Huzurun var mı? Huzurun?

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Tuzla Tuzla

Annem ve babam sağolsun! 1 haftadır onların evinde, Tuzla'da kalıyoruz. Tam anlamıyla tatil yapıyoruz da diyebiliriz. Gündüzleri Maral ya evde havuza giriyor, bahçede koşuşturuyor, Maya (Vitonun can arkadaşı canım köpeğimiz) ile oynuyor, ya da evimizin 2 adım ötesinde, kanımca Istanbul'un en iyi klubü olan Istanbul Mercan Yuvası tenis klubünde denize giriyor, tenis oynayanları seyrediyor, ve akşamları güneşin batışına nazır, denizin dibinde bizimle akşam yemeği keyfi yapıyor... Tekne tatilinden çok daha iyi oldu bu şimdilik. Bir defa Maral için süper oldu, koşacak alan, keşfedecek çok şey var... Dişleri de 5 oldu. Öyle çil çil de terlemiyor burada...

Özetle, biz burada Tuzla da evimizde çok mutluyuz. Nefes alıyoruz. Gündüzleri annemlerde bizi ziyaret ediyorlar, Yasmin'de yüzmeye gelecek haftanın 3-4 günü...

EEeeee, limonatayı yaptık biz! Hem de içinde biraz cin ve biraz da vodkası var!!!

Resimler çok yakında!!!

13 Temmuz 2010 Salı

Yaz bitti!

Geçtiğimiz Cuma akşamı Cemili bavulumuzla beraber Marmaris'e yolladık. Pazar sabahı orada buluşmak üzere... Bende Cumartesi akşamı çok gitmek istediğim bir partiye gidecektim, pazar sabahı da kızımla beraber uçağa binip Cemilin yanına gidecektik. Herşey planlandı. Cumartesi öğlene kadar herşey şahane idi. Tam laylaylomluk bir durumdu... Keyfimi anlatamam. O kadar iyi hissediyordum ki kendimi, nerdeyse midemde kelebekler uçuşuyordu - yani sanki....

Ama ne yazık ki yazı kapattık. Bu yaz da denizin, güneşin, tekne tatilinin hayali kaldı. Cemil Cumartesi sabahı 3 ay evvel ameliyat olduğu aşil tendonunu yeniden kopardı. Daha doğrusu yeniden koptu ve Cumartesi gecesi apar topar İstanbul'a döndü. Boğazımda bir tıkanma var, hala... Hem Cemile üzülüyorum hem kendimize... Aman sağlık olsun, en önemli şey sağlık diyorum kendi kendime ama hala olayın şokundayım. Dün sabah yine ameliyat oldu Cemil. Bugün de Maral ile birlikte ziyaret edeceğiz. Bu sefer daha da zorlu bir iyileşme dönemi biz bekliyor. Hemde yazın tam ortasında.

Yani neymiş? Hayatı olduğu gibi kabul etmek lazımmış, ve limonu bir şekilde limonata yapmak! Ama moraller bu kadar bozukken neyi nasıl yapacağım bilmiyorum... Talihsizliğin böylesi yani... Çok üzgünüm. Çok!

6 Temmuz 2010 Salı

Kısa kısa....

Pazar Marmaris yolcusuyuz. Cemil 1 gün önceden gidiyor. Bize hazırlık yapacak. Alışveriş ve tekneyi hazırlama. Pazar sabahı kızımla beraber Marmaris'e inince hemen, hiç vakit kaybetmeden tekneye binip açılacağız. Böylelikle, marinanın o rezil kepaze sıcağında hiç durmak zorunda kalmayacağız. Bu sefer tecrübeliyim. yanıma boşyere götürmüş olduklarımı bu sefer götürmeyeceğim. Ama götürmüş olmayı dilediklerim var tabii... Neyse bir hafta daha yokuz buralarda...

Bu arada bu sivrisineklerin durumu nedir? Dün gece 2'den itibaren hiçbir ilaca oralımısın demediler. Kulaklarımın üzerinden inişler kalkışlar yapıldı. Sanki kafam Sabiha Gökçen havalimanı! Ama şaka değil, hiç uyutmadılar... Birde evin her yerinde kelebekler var. Daha doğrusu geçen hafta evin içi kelebekler vadisi gibiydi. Çiftleşme sezonuymuş. Erkek kelebekler dişilerin peşinde... Yaniiii... Daha romantik yerler varken bizim evin içinde neyi nasıl yapacaklar anlayamadım. Bu hafta da birer birer ölülerini topluyoruz... Hayır korkum Maral bizden önce bir tane bulacak ve midesine indirecek... Herşeyi yiyor da... Bir kelebek kalmıştı!!!

Pittbull yasasını kınıyorum. Rezil adamlar. Yani bazı Avrupa ülkelerinde de benzer kararlar vardır da, bizimkilerin bu kararı nasıl uygulayacaklarını biliyorum. Ah zavallı köpekler. Ve elbette en başta ah iğrenç sahipler. Türkiye'de eve köpek alıp da sokağa bırakan ne kadar çok insan/canavar var. Bu insanlardan adam olmaz; e bu kararı alanlardan hiç adam olmaz. Ne olurdu ki yepyeni bir kanun getirselerdi, diğer Avrupa ülkelerine de örnek olabilecek (mesela bütün pittbulllar kısırlaştırılacak, ve her pittbull sahibi her 3 ayda bir rapor verecek falan filan - zaten böyle mecburiyetler pittbulllara olan talebi azaltacaktır ve hiçbir canlı katledilme zorunda kalmayacak falan filan gibi - vergimi veriyorum ben benim yerime onlar düşünse ya bunları); ama bizim millet kendi başına düşünse, düşünmeyi öğrense, ve uygulamalarda ciddiyet ve hassasiyet gösterse, bambaşka yerlerde olurduk. Koyunuz biz koyun...

Bu arada Dünya kupası finalleri geliyor. 4 takım kaldı; Uruguay, Hollanda, Almanya ve İspanya.. Ben sanırım Hollandalıları ve sonra İspanyolları tutuyorum. Umarım ikisi arasında bir final oynanır. Ayreten şu vuvuzelalardan nefret ediyorum. Maç seyrederken arı kovanı gibi ne o öyle...

29 Haziran 2010 Salı





Maral 1 yaşına girdi. Pazartesi sabahı aşısını da oldu, ama asıl gelişme süt ile ilgili kısım. Evet artık süt vermiyorum. Tanrı Aptamilden razı olsun. Geçen ay, tatile gideceğim için, rahat etmek istedim ve hazır mamaları denedik ama sonuç hep hüsran oldu. Hepsini reddetti Maral. Haliyle bende tatil boyunca süt çek süt ver olayını yaşadım. Hemde 40 derece sıcaklıkta... İnek sütünüde reddetmişti... Neyse... Pazartesi sabahı Aptamil junior 1 yaş üstü sütü satın aldım.... Ve korka korka biberona boşalttım... Bu korku başka bir korku, bu duyguyu anlatamam. Tanrım dedim, lütfen bunu sevsin. Tadına da baktım... gayet başarılı... Uyku saati geldi ve ben biberonu dayadım... Ve... ohhhhhhh!!! Lıkır lıkır gitti süt. Hemde hepsi... Artık süt çekmiyorum. Daha doğrusu sütüm bitene kadar mümkün olduğunca az çekeceğim ki artık süt çekme işlemi tamamlansın. Ben o şahane annelerden olmadım. Emzirmedim - Maral 2,5 aylıktı ve kendimce bana göre olan "işkenceyi" sonlandırdım ve tam 1 yaşına kadar sadece ama sadece kendi sütümle "medela swing" ile sütümü çekerek besledim. Eleştiren olursa, çok da umurumda değil yani. Emzirenlere afferim. Bu konuda bana kimse dil uzatmasın. Keserim o dilleri! :)))

Tatilde başka bir gelişme ön üst dişlerini patlatması oldu. Eve döndük ve bam.! Dişler geldi. Canım kızım... Hiçde huzursuzluk yapmadı, extradan yani... Gayet uyumlu idi. Zaten iyi bir bebek, biz üzen bir bebek hiç olmadı, yavrum kimbilir ne acılar içinde bile öyle beklenilen kadar huzursuz olmadı...

Tatil benim beklediğim gibi olmadı ama çok şey öğrendim. Çok iyi bir tecrübe oldu benim için. Yani önümüzdeki haftalarda yeniden gittiğimizde daha rahat olacağıma inanıyorum. Ama sanırım artık bir abla almak lazım yanımıza... Hem peşinden koşacak hemde dışarı kaçmak istediğim zamanlarda kaçabileceğimi bilebileceğim... Maral ultra hareketli bir kız. Evet çok huzurlu, çok iyi bir bebek ama aynı zamanda da inanılmaz hareketli. Hiç durmuyor. Bende ona ayak uyduruyorum ama nereye kadar? Gerçekten çok yoruldum. Çoook! O yüzden opsiyonları açtım... kafamda henüz ama zaman gösterecek...

Bir başka gelişme daha oldu bu arada ama bu tatsız bir gelişme... Canımdan çok sevdiğim, Marala değer verdiğim kadar değer verdiğim - 1gr daha az değil - ablam yarın dizinden ameliyat oluyor. 6 sene evvel dizini sakatlamıştı ve ameliyat olması gerekti ama o bu konuya çok karşıydı. 6 sene geçti ve ağrıları dayanılmaz hale geldi. Ve yarın ameliyat oluyor. Umuyorum şahane geçecek ve en kısa zamanda maral ile birlikte evin içinde, dışında her yerde birlikte koşabilecekler...