29 Aralık 2009 Salı

Kocaman oldu ya


Bu 2 resmi bugün çektim... Tutmayın yiyeceğim bunu!


Zaman nasıl akıp geçiyor. Maral 6 aylık oldu bile. Bir 6 ayım daha var... 6 ay daha süt verme zahmeti. Ama katı gıda vermekte bir zahmetmiş ya... Kız 2-3 çay kaşığı yiyiyor sonra ağzını kilitliyor. Süt de süt. Neyse merak edenlere son resimlerini koyuyorum...


Odasında - Oturmaya başladığı
günlerinde... Şimdilerde de ayakta durma modası başladı...

Dedesi Prof. Süheyl Donay ile birlikte... 14 Kasım günü

23 Eylül 2009 Çarşamba

Maral & Maral



30 senelik arkadaşım benim Maral, çocukluğum, gençliğim, şimdi..Beni benim kadar iyi tanır... Hiç kopmayacağım, çok sevdiğim arkadaşım Maral... İsmini koyduğumda annesi beni aradı ve şöyle dedi : Maral çok ama çok hayırlı bir evlattır, umarım senin kızın da hayırlı bir evlat olur...

Umarım...


14 Eylül 2009 Pazartesi

İşte kızım Maral...

Beni olgunlaştıran, başka türlü düşünmemi sağlayan, bambaşka dünyalara sokan bu güzel varlığın fotoğraflarını koyuyorum... Yani dedikleri kadar varmış... Annelik yeni yeni bana dank ediyor, ama her gün yeni şeyler öğrenen kızım, bana da yeni şeyler öğretiyor...




24 Ağustos 2009 Pazartesi

Neler oluyor?

of.... çok zorlu bir 2 ayı geride bıraktım. Bıraktık. Ben, Cemil, annem, babam ve ablam... Hepimiz için özellikle annem için çok zorlu bir 2 aydı. Değil bloglara, bilgisayarıma, telefonuma bakamadım bile. Süt ver, süt çek, uyut yıka, alt değiştir derken günler, haftalar aylar tam anlamıyla "su" gibi geçti. Yakında evimize geçiyoruz. Maral ile düzenimizi kurmaya başladık. 5 aydır ben evimden uzaklardayım. Burada annemlerin yanında evdeyim ama kendi düzenimde değil... Ama geriye bakınca, çok da şahane bir 2 ay geçirmişim. Annemin, babamın, Yasminin hakkını ödeyemem. Özellikle annemin...
Maralın resimlerini bile bilgisayarıma aktaramadım. Evime bir geçeyim. Resimler sıra sıra, boy boy burada yer alır... BU arada aranızda tecrübeli arkadaşlar varsa, bana sadece anne sütü ile beslenen bebeklerin düzeninin tam ne zaman oturacağını biraz bahsedebilirler mi? Maral sadece benim sütümle besleniyor. Doktor ek gıdaya, mamaya gerek yok dedi. Ama ben mama ile beslenen bebeklerin daha çabuk düzene oturduklarını duyuyorum, görüyorum. 3 aydan sonra mı? 4 ayda mı? Nedir? Düzen derken yemek düzeni... Biz yaklaşık 3 saatte bir 150 ml lik biberon ile besliyoruz. Sütü çekiyorum ve öyle veriyorum. Yoksa memede uyuyakalıyor ve daha sık acıkıp uyanıyor. Varsa tecrübeliler bana biraz anlatın lütfen.. Neler yaşadınız? Neler yaptınız..

Yazdıklarımı geri dönüp kontrol dahi edemeden sizlere selamlar diyorum. Çünkü sanırım uyanmak üzere... En kısa zamanda görüşmek umuduyla...


3 Temmuz 2009 Cuma

Maral...

22 Haziran 11:29'da Maral dünyaya geldi... Herşey yolunda... Ancak gecelerim gündüzlerim karıştı, tam bilgi veremedim... Süt verme, gaz çıkarma, üst değiştirme derken 10 günü geride bıraktık. Benimle ilgili bazı sorunlar oldu... Bir de üstüne diş ağrısı geldi... Neyse yavaş yavaş onlarda düzeliyor.. İstanbul'da detaylarla görüşürüz diyorum...

Bu arada Maral benim çocukluk arkadaşım. New York'da yaşıyor. O da ismini koyduğumuzu duyunca bir ağladı bir duygulandı...dedim ya.... detaylar, resimler, videolar hepsi İstanbul'a...

Hepinizi öpüyorum :))))


15 Haziran 2009 Pazartesi

Annem, babam geliyor!!!! Heyooooo!!!


3 aydır... 3 aydır annemi ve babamı görmedim. Çok özledim onları... Aralarında en çok ablamı özlerim ama o sağolsun burada... Yasmini zaten 3 gün görmeyince çok özlüyorumda... Annem ve babamı başka bir özledim. Bu gece, yani IStanbul saati ile Pazartesi sabahı annem yola çıkıyor. LOndra'ya gidecek. Sonra Perşembe babam Londra'ya gidecek ve oradan birlikte buraya, New York'a gelecekler....

Bir an evvel Perşembe olsun...

Ve... bir sorun çıkmaz ise, kız 22 Haziran Pazartesi aramıza katılacak...Sizleri haberdar edeceğim... Artık hakkaten de az kadlı... :)))

8 Haziran 2009 Pazartesi

Kısa bir bilgi...

Nihayetinde 37. haftamdayım. Bu da şu demek: Bundan sonraki 3 hafta içinde bebek her an doğabilir. Yani fırındaki mercimek pişti... Herşey yolunda...Bir terslik olmazsa 15 gün sonra doğum gerçekleşecek. Ve inanın kendimi hiç bu kadar rahat hissetmemiştim. Bir iki kere kasılmalarım oldu ama panik yok. 
Annemlerin gelmesini bekliyorum şimdi. Ablam burada. Cemil burada... Annem ve babam yolda... Açıkça annemi ve babamı bu kadar özleyeceğimi bilmiyordum. Onları çok özledim. Evimi, düzenimi çok özledim. İstanbulu'da... Ama haberleri takip ediyorum yine acaip acaip şeyler. Daha bugün okudum, bir çocuk cesedi bir nehirden çıkartılıyormuş ve çekirdeğini kapan gelmiş izlemeye... Off... İnsanlara bak... Kafa yapılarına bak... Duyarlılığa bak... Daha neler neler var benim ülkemde. 

Ama kendi düzenime, kendi dünyama, kendi arkadaşlarıma gelince akan sular duruyor. Hepsini çok özledim. Hepinizi çok özledim. Ama az kaldı... Şu kız dünyaya gelsin... Ha bu arada isim hala yok. Suri de kaldık; anlamı benim ismimle aynı olduğu için başka bir sevdim... Bir de Maral var... Bakalım... Yepyeni bir şey de olabilir. Ya da çok çok eski ve klasik. Hep birlikte göreceğiz :) 
Yasmin ve ben deniz taxi ile Brooklyn'den Manhattan'a dönerken...Daha doğrusu dönmüşüzde... Yanaşmayı beklerken :)

12 Mayıs 2009 Salı

Doğuma 1 ay kala...

Evet Yaklaşık 1 ay sürem kaldı doğuma. Herşey iyi gidiyor. Bebek içeride bir sağa bir sola yatıyor. Her gün abartısız 6-7 saat yürüyorum. Kilo aldığım söylenemez. Kız 2 kiloyu geçti. Sağlımız iyi. Ne kadar zorlu bir ilk 3 ay geçirdiysemde, bir o kadar kolay ve rahat bir son 3 ay geçiriyorum. Cemil gitti, ablam geldi, Cemil döndü Yasmin'e ev bakmak derken zaman nasıl geçti anlayamadım. İyi de oldu. Bir iki defa kasılma yaşadım ama panik olmadan hayata devam... Bu günlerde ancak popomun üstüne oturabiliyorum... Bundan sonra daha çok fırsat bulabileceğim maillerime bakmaya, blogları takibe, etc... 

Neyse şimdilik yine kaçıyorum. Metropolitan müzesi, Moma bizi bekler... Bu arada merak edenlere.. 1 resmim var. Geçen gün çektik. Çok iyi değil. Ama tek! Şimdilik bununla idare lütfen... :))) Hepinizi kucaklıyorum... 

11 Nisan 2009 Cumartesi

Merak edenlere çok kısaca...

Beni merak edenlere hemen söyleyeyim... Herşey yolunda. New York'da evimi tuttum sonunda. Zor oldu açıkça ve hepsini anlatacağım ama yapılması gereken işler daha var. Kolay değil eve yerleşmek. Bir yerleşeyim, Cemil'i Istanbul'a yollayayım, herşey daha kolay olacak benim için...

Ben iyi, bebek iyi, New York - bildiğin New York. Şahane....

Hava soğuk ama ısınacak nasılolsa....

Herneyse yakında çok yakında görüşmek dileğiyle.

Sevgiler hepinize...

20 Mart 2009 Cuma

Ne alaka şimdi ama...

Şu aralar boşlamış durumdayım burayı ama pek yakında yine bu adreste, günde ikişer adet yazılı, bol fotolu bir blog göreceksiniz. Daha sık haberleşiyor olacağız. Merak edilecek bir durum yok; herşey yolunda... Böyle yolunda devam etmesi dileğiyle, bir iki hafta içinde görüşmek üzere diyorum. 



Bol bol fotolu, yazılı bir blogda laklaklamak üzere...

Hepinize selamlar...

xxxxxxxxx

PS: Fotodaki ayakkabılar numara 39 değil.. Van Gogh'un! Sayısız ayakkabı resimlerinden birisi...NY Metropolitan Müzesinde çekmiştim... Bu da benim esprim olsun :) Öpüyorum sizleri...

23 Şubat 2009 Pazartesi

Oradan buradan...

Amma da ara vermişim... Onca boş vaktim varken, nasıl oluyorda zaman bulamıyorum yazmaya hayret! Çalışırken daha kolaydı blog yazmak... 

Neredeyse Şubat ayının sonu... Zaman su gibi akıp gidiyor. 

Son bir ayda kısaca anlatmak gerekirse..... 

Çoğu yaşadıklarımı unuttum bile. :)))) Nasıl olur demeyin... Oluyormuş işte. Bende inanamıyorum ama zorladıkça daha çok şey unutuyorum... Bloguma daha sık yazmam gerek. Her gün! Hergün belki 2 kere! 

En önemlisi ablamın doğum gününü geride bıraktık. (19 Şubat) Onun yeni yaşını buradan bir kere daha kutluyorum. Dünyanın en iyi şeylerine layık olan ablamın yeni yaşı kutlu olsun. 

Bebek içeride dans etmeye başladı. Hem de son 2 haftadır bayağı bayağı hissedir hale geldim. Çikolata yiyince özellikle... Bir ufak çikolata ve içeride bayram havası başlıyor. Velet tad almaya başladı heralde... 

Sonra... Sonra Sevgililer Günü var. Ben sevgiliye Recep İvedik 2 filminin biletlerini aldım. Sürpriz oldu ona ve çok sevindi. Ama kendi adıma konuşayım; bir insan 2 saat boyunca sinemada komedi filminde hiç gülmeden oturabilir mi? İğrenç, rezil bir film. rezil ötesi. Hatta gittim demeye utanıyorum, öylesine rezil,bomboş bir 2 saat geçti... Allahtan ertesi günü Valkyrie filmine gittim. Oh yani. Adam gibi film! 

Frost/Nixon hariç bütün oscar filmlerini izledim. Bu sene geçen seneye göre çok başarılı ve iyi filmler yarıştı ve bence hakeden film aldı. 2 kere izledim Slumdog Millionaire'i... bayıla bayıla... Ve aynı şekilde Reader filmi... Kate Winslet'e de bayıldım. Zaten en sevdiğim aktris... İki kere sevindim adına... Oscarlar bu sene hep hakedenlere gitti kısaca. Mickey Rourke dışında. Sean Penn de mükemmel oynamış ve her aktörün altından kolay kolay kalkamayacağı sahnelere imzasını atmış. Film o kadar sıkıcı ve ağır ama Sean Penn bir o kadar da iyiydi... Ama bence Mickey Rourke çok ama çok başarılıydı. Kesinlikle o almalıydı. Zaten Sean Penn'de ödülünü alırken akademiye salladı ve açıkça sözleriyle Mickey Rourke'un alması gerektiğini belirtti...Wrestler şahane değil, ama Rourke ve Tomei filmi götürüyorlar.  

Oscarlara bayılıyorum. Seyrine doyum olmayan bir organizasyon. Keşke bir gün bir türk filmi de orada yarışabilse. En azından yabancı film dalında. Ama bizim halkın en çok izlediği filmlere bakıyorum da, mümkün değil. Toplum memnunsa, çekilecek kaliteli filmler yok derecede az olacaktır ve kimse daha iyisini yapayım demeyecektir. Neyse umarım bir gün! Ümidim yok ama... göreceğiz...


27 Ocak 2009 Salı

Özel bir durum, özel bir teşekkür!!!

Bugün çok özel 2 kişiye teşekkür etmek istiyorum. 

Öyle bir annem, öyle bir ablam var ki benim. Ne kadar teşekkür etsem, ne kadar sevdiğimi söylesem azdır. Annem mesela. Öyle bir kadındır ki...Hayata karşı duruşu ve, hayatın içinde duruşu ile örnek alınacak bir kadındır. Her anlamda bir kadın. Ondan öğrenecek o kadar şeyim var ki. Bir defa hiç bir zaman vızvızlanmamayı ondan öğrendim. Her zaman dürüst olmayı ondan öğrendim. Hayata dair en önemli değerleri hep ondan öğrendim. Çok zekidir. Onu henüz öğrenemedim. Çok güzeldir, o kadar güzel olmam mümkün değil. Çok ama çok iyi bir annedir, sadece bende kızıma annem kadar iyi bir anne olmayı becerebilmeyi dileyebilirim... Hayatımda annemden birşey rica etmeyeyim. Birşey istemeyeyim. Sadece benim için değil, ablam içinde ne yapar ne eder bizim için çabalar. Ama şımartmadan vermeyi de çok iyi bilir. Annelerin hakkı ödenmez derler... Ben ödemek istiyorum. Ben de en az onun kadar çaba harcıyayım onun için diyorum ama onun bize cevabı hep aynı : Siz mutlu olun yeter! Bu cümle çok önemli. Anlamını kavrayabilmekte! Siz mutlu olun yeter!  Ne kadar büyük bir olgudur bu! Kendini ön planda tutmayan ama her zaman ön planda kalmayı becerebilen bu kadın benim annem. Ve ben çok şanslıyım. Seni çok seviyorum anneciğim. Benim için yaptıklarını ödeyemem. Bugün benden kendi evine dönerken merdivenlerden çıkarken seni izledim. Benim için nasıl da yoruldun. Nasıl çabaladın. İçim fena oldu. Umarım seni hak ediyorum, hak ediyoruzdur...



Ve çok sevgili, çok güzel, çok saf ablacığım. Canım Yasmin. Sen çok ama çok önemlisin. Neredeyse 5 aydır senden inanılmaz bir performans gördüm. Hiç beklemediğim. Hiç ummadığım... Keşke bir gün sende benim gibi olsan da, bende senin için böylesine iyi arkadaş, böylesine iyi yoldaş, böylesine şahane bir kardeş olduğumu gösterebilsem. Sen hep böyle kal oldu mu? Sen gibi ol! Ve aradığın mutluluk, senden önce seni bulsun!




Her ikinizi de çok ama çok seviyorum...

 

Not: Bu canım babacığımı unuttuğum anlamına gelmiyor. Bu DEV adama başka bir yazı da, başka bir gün teşekkür edeceğim... 

25 Ocak 2009 Pazar

Mim'li photo ve Maya...

Şebo beni de mimlemiş 4x4 resmi ile ilgili. Hemen vakit kaybetmeden koyuyorum. Aşağıdaki resim 2007 Eylül ayında, Los Angeles'da Melrose Avenue'da yürürken Yasmin tarafından çekilmiş bir resmim. Havasıyla, suyuyla, insanlarıyla, gündüz ve gece hayatıyla benim çok sevdiğim bir şehirde...Los Angeles'da çekilen bu resmim, dördüncü klasörümün dördüncü fotoğrafı... 

Gelelim diğer mevzulara... Kız ismi ile ilgili çok güzel alternatifler çıktı, herkese teşekkürler. Hala değerlendiriyorum. Ama "Su" ve "Maya" hala favorilerimden. Sadece Maya'da biraz duruyorum, çünkü aynı zamanda benim diğer köpeğimin, daha doğrusu annemlerin köpeğinin adı da Maya... Kendisi aşağıda..


Aşağıdakilerde rahmetli Vito ile birlikte çekilmiş fotoğraflarından bir iki adedi...Sırasıyla: Vito'yu öperken, evin önünde gölgelenirken, ve Vito'ya kaptırdığı oyuncağını takmıyor havasında bembeyaz 32 dişini birden bana gösterirken!!!


Köpekler beni mutlu ediyor. Her hareketleri, her türlü bakışları... Umuyorum çok kısa sürede bir tane daha evimize konuk olur... Sabırsızlıkla bekliyorum!

15 Ocak 2009 Perşembe

Avrupa Avrupa!

Öyle bir an geliyor ki... Buraya yazacaklarım koskoca bir kitabı oluşturur, ama gel gör önüne oturuyorum, ya yazacaklarımdan vazgeçiyorum, ya da tamamiyle unutuyorum... Daha bu sabah oldu... Erkenden kalktım, duşa girdim. Duş yaparken "aaa bunu da yazacağım, aaaa bu noktaya kesinlikle değinmeliyim" dediğim öyle çok şey vardı ki... Ama hepsini unuttum. Hepsini. Aklımda kalan birşey, karşı tarafı, benim tarafı, yani Arnavutköy, Bebek, Etiler, Nişantaşı.... Oraları ne kadar çok özlediğim. Akmerkezi özler mi insan? Hadi onu geçtim, Makro yu özler mi? 
Dün Makro'da her reyonu gezdim. Hem de coşkuyla. Ellerimin leş gibi olmadığı tek market. Aradığım herşeyi bulduğum tek market. Yok bu tarafta! Neden yok ki? 

Sonra Akmerkez... Alışveriş merkezlerinden nefret etmeme rağmen, Akmerkezi hep ayrı tuttum. Onun yeri başkaydı. Haftanın en az 2- 3 günü muhakkak uğradığım yerdi... Ama hiç ne kadar sevdiğimi anlamadan... Şimdi oraya gittiğimde kendimi çok iyi hissediyorum. Meğer ne kadar çok önemli yeri varmış da haberim yokmuş... Zamanında lanet okuduğum mağazalarının önünden geçerken bile keyif aldığım bir merkez orası şimdi... 

Nişantaşı var bir de... 
Ben aslında doğma ve yarı büyüme (diğer yarıları İngiltere ve Arnavutköy arası olduğu için) Nişantaşılıyım. İçinde yaşadığımı hatırladığım ilk evim, ilk arkadaşlarım hep oradaydı. Üzerine haince, b.ktan bir alışveriş merkezi dikilmiş olsa da, ilkokulum Şişli Terakki orada. En azından bina olmasa da hatıraları aklımda..İsmi kalbimde... Her sokağı iyi bilirim. Ve her sokağında yürümekten çok keyif alırım. İlla bir galeri, bir mağaza, bir kafe, bir restoran ve bir tanıdık karşıma çıkar. İnsanların aydınlık gözüktüğü, daha keyifli durduğu, mağazaların şık olduğu, en iyi restaurantları dar ara sokaklarında barındıran, en iyi sanat galerilerine ev sahipliği yapan tek yer İstanbul'da. Muhakkak bizim hep eleştirdiğimiz "türklükler" de diz boyu. Ama benim gözüme çarpmıyor oradayken. Nedense görmemezlikten gelebiliyorum. Yaklaşık 20 gün önce gittiğimde beni görmeliydiniz.  29 Aralık günü benim için kelimenin tam anlamıyla şahaneydi. Diğer İstanbul caddeleri içinde benim için tartışmasız en "şık" cadde olan Abdi İpekçi Caddesi'nde lapa lapa kar yağarken, sokakta çalan müzik eşliğinde yürürken yaşadığım mutluluğu anlatamam...Annem ve ablamla birlikte, benim de fazla yürüyemediğim günlerde, o 50 metre kare alanda, lapa lapa yağan karın altında bütün butiklere dalıp çıktık. Kimisinden alışveriş yaptık. Sonra Brasserie'de öğle yemeğimizi yedik. Ve yine sokaklara attık kendimizi. Sonra yine aynı alanda biraz daha dolaştık. Ve yine akşam üzeri olduğunda, babam ve Cemil'in katılımıyla, Brasserie'de içkilerimizi yudumladık. Onlar şampanya içerken, ben maden suyunu yudumladım tabii ki!!! Sonra yine lapa lapa yağan karın altında, Park Şamdan'a yürüdük ve yemek yedik. Şamdan'ın kapalı bahçesinde yemek yerken, karı seyretmenin verdiği mutluluğu size anlatmam mümkün değil. Düşündükçe bile çok keyif alıyorum...Uzun lafın kısası, Nişantaşı'nı da çok özlemişim. Ve Allah'tan doktorum Nişantaşı'nda. Yine Salı günü kontrol için gittiğimde, yine bir sergi gezer, Reasürans Çarşısının altındaki kitapçıda oturup kitaplara bakar, Jo Malone'da bir sürü kokuyu karıştırıp deneme yaptıktan sonra bir kafe'de ya da bir pizzacı da şahane yemek yeriz... Ha bu arada ananemde (anneannem yazıldığını biliyorum) Nişantaşı'nda... Ona uğramak da keyif oluyor... Ne zaman doktora gitsem ona muhakkak uğruyoruz. O da bana hep en sevdiğim yemekleri yapıyor. Bu aralar enginara takıldım. Şimdi devamlı onu yapıyor :))))) Türkiye'de yiyebileceğiniz en iyi enginarı o yapıyor. Tartışmam bile :))) Benim ananem diye söylüyorum tabii ki :)))) Ama bana özel yapıldığı bilincinde olunca sevginin tadını alabiliyorsunuz... İşte o yüzden benim için tartışmasız en iyi enginar onun ki diyorum :))))))

Doktor da demişken kız olduğu kesinleşti. Ve benim karnım iyiden iyiye çıkmaya başladı. Umarım rahat bir ikinci dönem geçiririm. Umuyorum çünkü ilk 3 hatta 4 aylık dönemim hiç de kolay geçmedi. Şimdi kız isimleri için biraz okumak lazım... Denizlerle, okyanuslarla ilgili bir isim... Var mı aklınıza takılan bir iki alternatif? Ben eski İstanbul hanımefendilerinin eski isimlerini çok düşündüm açıkça, ama günümüze ayak uydurabilen isimler pek yok. E-posta alırken, interneti kullanırken, ya da yurtdışında görüşme yaparken anlaşılması, telaffuzu rahat olsun.  Hatta yabancı ad bile olabilir... Var mı fikirler?