15 Aralık 2010 Çarşamba

13 Aralık tarihi...



13 Aralık kötü bir tarih.. Ama doğal da... Yani ah vahlamayacağım. Çok özledim. Çok.

2 gündür aklımda... Olsaydı da ne olurdu diye düşünmeden edemiyorum. O kacaman kafasını, kızımın minicik suratına yaslasaydı, öpüp koklasaydı...

Kocaman yürekli, kocaman kafalı bir tanecik köpeğim Vito... Yaşasaydı da Maral'ı tanısaydı da...

Vito... Huzur içinde yatıyorsun diye umuyorum canım benim. Zaten dibimizde, havuz kenarından, bu yaz da bizi bol bol seyretmiştir, Maralı da görmüştür - denilen gibi bir izleme olayı varsa ölümden sonra tabii ki...


26 Kasım 2010 Cuma

Babam...



14 Kasım babamın doğum günüdür. O gün, annemle birlikte Istanbul'da olmadıkları için, döndükleri günün ertesi, yani geçtiğimiz Pazartesi akşamı kutladık... Bende buradan babacığıma bir kere daha doğum günün kutlu olsun, canım babam demek istedim...

Biz her fırsatta kollayan, hep arkamızda yer alan, her zaman desteğini hissettiğimiz babacım, bizi çok seven babacım... Seni bizde çooook seviyoruz. Nice yaşlara...

4 Kasım 2010 Perşembe

Amanın neler oluyor..


Kasım 2010

Maral büyüdükçe hayat daha bir iyi oluyor. 1 haftadır Gymboree üyesi olduk. Ne de iyi oldu. Zaten sosyal olma arzusu ile yanıp tutuşan bir bebek, şimdilerde kendi yaşıtlarıyla daha bir tatlı oldu. Benim içinde hayat daha bir rahat oldu. Dolu dolu geçen günlerimiz var. Okula gidiyoruz, eve gelip yemek ve uyku sonrasında hep geziyoruz. Nişantaşı, Bebek, Etiler.... Ben bir iki arkadaşımla buluşuyorum, o da benimle tabii. Her gören mıncıklayıp yemek istiyor... Normal, çünkü bence bebeklerin en güzel çağı bu... Tam konuşamadan, bütün kendine has cümlelerle hayatını bizimle paylaşması ölesiye komik bir durum. Ve her anını yaşamak bir o kadarda keyifli... Çok keyifliyiz bu aralar... Dişler hala yollarda... Biri geliyor, bir diğeri sancı yapıyor... O da olmazsa ne şahane olurdu ama idare ediyoruz artık. Şanslıyım böyle bir kızım var... Bence çok özgür ruhlu, inanılmaz esprili, kendine ait ve saygı duyulması gereken bir dünyası olan bir çocuk olma yolunda... Müziğe meraklı ama ritmik dansa bayılıyor. Her fırsatta... Arabada bile giderken biraz huzursuz olsun, müziğin sesini açıyorum, rahatlıyor adeta... Dünyasında tek olmasına rağmen çok paylaşımcı. İnsanları seviyor ve hemen hemen herkese güveniyor. Kimseyle yabancılık çekmiyor. Girdiği ortamlara rahatça uyum sağlayabiliyor. Uyku konusunda hiç şakası yok. Uykusu geldiğinde uyuması gereken bir çocuk/bebek... Ama uyumazsa, güldürüp unutturmak ta çok zor değil. Canım benim... Basit şeylerden keyif alabilen biri.
Geceleri de uyuturken yeni alışkanlıklarımız var artık. Muhakkak ama muhakkak muhabbet ediyoruz 5 dakika boyunca. Bana gülümsüyor, gözlerimi, kulaklarımı çekiştiriyor, sonra tekrar gülümsüyor. Sonra burnunu burnuma sürtüyor... Ve sonra tekrar gülümseme... Anne anne diyor ya o aralarda; hiçbir şeyi buna değişmem. Bunu hiç bir akşam kaçırmak istemem. Hele koca insanmış gibi sıkıca sarılması yok mu... her akşam hep uykuya gitmeden önce aynı seremoni... Hiç bitmesini istemediğim bir şey... Artık kendi kendine uyusun diyen aileme de biraz karşı gelmiş oluyorum... Ama böyle bir şey bir daha olmaz ki. Kazık kadar kız olsun ben yine uyutmayı isterim sanki... Hiç sıkılmıyorum...

Şimdi aşağıda Maralın genel bilgilerini yazma kararı aldım; ki ileride bazı ufak ama kocaman detayları hatırlayabilelim diye...

Maral 22 Haziran 2009 da NY'da dünyaya geldi. 15 gün içinde göbek bağı düştü. İlk "agu"sunu 14 Ağustos'ta söyledi. Hiçbir zaman ama hiçbir gün bile hiç mama içmedi. (1 yaşından sonra kendi sütüm yerine, Aptamil 1+ içiyor) Ne gece ne gündüz. İlk 6 ayımız bu yüzden ikimiz içinde çok zor geçti. Ben her gece en az 3 kere uyanıp süt çektim, o da genelde aç kaldı sadece benim sütle beslendiği için. Ama yine de rahat bir bebekti. İlk ek gıdaya elma püresi ile başladık. Ve 6 aylık olmasına bir iki hafta vardı. Sonrasında sebze püreleri ve muhallebiler geldi. 6. ve 8. aylarda fena değildi, ama 8 ile 12 ay arası bana göre yemek yedirmek kabusdu. İlk anneler gününde, 10 aylık olmasına 1-2 gün kala yürüdü. Sağlam basan bir bebek. Her anlamda. Kendini tarttı tarttı ve öyle adımlarını attı. Düşüp kalkma taraftarı olan bir bebek değil kesinlikle. Ama tecrübe! icabı çooooook düştü ve çooook çarptı sağa sola... Kilo almadığı hiç bir ay olmadı. Neyse ki... Ama şişman bir bebekte hiç olmadı. Tam kıvamında yani. Bir kere pamukçuk oldu; bahçede ağzına her önüne geleni götürdüğünden, bir kere de fena düşüp dudaklarını patlattı. İlk aylarda banyo yapmayı pek sevmezken, sonraki aylarda banyodan çıkarmak zor olmasına rağmen sayemde ilk denize girmesi biraz kötü bir tecrübe oldu. Kafasını komple sokuverdim. Neyse şimdi yüzmeye bayılıyor. Sadece kolluklarla yüzüyor; ve havuza da atlamaya yaz sonunda başlamıştı. İlk baba dedi. Sonra abicin (Yasmine taktığı ad) ve sonra anane... Eylül ayında bir bayram vardı - ne bayramıydı hatırlamıyorum; o bayramın ilk günü anne dedi. Anne dediğinde "aç, al, gey, bitti" gibi hatırlamadığım (Yasmin belki burada yardımcı olur çünkü yaklaşık 30-40 kelimesi vardı) bir sürü kelimeyi söyleyebiliyordu... Kendi dilince tabii ki... Hayatında ilk katı gıdayı sanırım 7-8 aylıkken yedi. hala en sevdiklerinden biri olan salatalık. Sonrasında bisküviler, çubuk krakerler, meyveler derken şimdi herşeyi yiyebiliyor. Sadece çok ama çok seçici. Damak tadına düşkün. Ama benim kızım öyle kolay yemek yiyebilenlerden değil. Yemeği ağzında hala iyi çeviremiyor. Ete düşkün değil. Keke böreğe de... Meyva, bir iki sebze hala en sevdikleri... Kek uzatın eh işte, ama mandalina veya elma... bayılır. Makarna da seviyor. ama tadından çok yemesi çok eğlenceli diye... Yoğurta hayır demez. Ama kendi başına bıraktığımda caaanım saçları yoğurdu yiyor... :) Enginar ve kereviz en sevdiği zeytinyağlı. Nohutla geçen gün tanıştı. Eh işte... Pilav... o da eh işte... Ama domatesi doğrayıp önüne koyun, silip süpürür kendince... Peynirlerden dil peyniri... İçeceklerden su en favorisi. Suya da eskiden su derdi, şimdi nedense şeşi diyor. 16 aylık hayatında, sadece bir kere hastalandı. Domuz gribi oldu. Bir iki defa nezle de oldu ama ateşlenmedi hiç. Sümüklendi sadece... Yani aman Allah korusun ateşi çok çıkarsa ben ne yapacağımı çok net bilmiyorum. Doktorumuzu ararız tabii ki de... Amanın derim...
Maral uyurken deli gibidir. Bir o köşede bir bu köşede. Kolaysa üstünü örtmeyi deneyin... Hemen fırlatır. Uyandığında genellikle hep güleryüzlüdür. Sarılır hemen kucağı alınınca..
Ve değişmeyen bir gerçek; bir dakika yerinde duramayan bir bebek. Çok hareketli, çok enerjik, çabuk sıkılan bir bebek. Ama neyse ki basit şeyler onu keyiflendirebiliyor. Hayırı çok iyi bilir uzuuuuun zamandır ama işine gelene... Hemen sevimlilik taslar hayır denen şeyi yapabilmek için.
Ananesine ve abicine çok düşkün. Arkadaşları sanıyor. HAla kapı her çaldığında anane anane diye bağırıyor. Anane de çok düşkün tabii ki... Saçları doğduuğunda dümdüzdü, hala düz sayılır ama altlardan yukarıya doğru dönme başladı. Şimdi kıvırcık ya da dalga diyemeyeceğim, çünkü dalga ve kıvırcığa ayıp olur, ama incecik düz saçlarından yukarı doğru gelen kıvrımlar da var yani... Tokadan nefret ediyor. Saça, kafaya pek birşey taktırmak istemiyor. Çantasını koluna takıp evin içnde dolanmaya bayılıyor ama. Yasminin hediyelerinden biri de bir çantaydı. Biliyorum zamanında alırken kendisi için çok severek almıştı, ama Maral'a hiç düşünmeden verdi. Minik bir chanel çanta. Zamanında Chanel, Prenses Caroline in kızı Charlotte için yapmış ve limitli sayıda dünyada satışa sunulmuştu, onu hediye etti Maral'a. Biraz vintage bir çanta, o yüzden onu henüz eline veremedim. Biraz daha büyüsün kullanır :)

Evde yaşadığımız zamanlar çok temizlik olur. Taklit etme konusunda çok başarılı oldukları için, Maral eline bez alsın sil sil sil diye dolanıyor ve abartmıyorum bayağı siliyor her yeri :)))

En sevdiği oyunların başında su ve su ile ilgili herşey geliyor. Hortum; duş, süpürge en favori oyuncakları. Hortum görürse ayırabilene aşkolsun. Evde elektrik süpürgesini görünce süpürmeyi istiyor. Ve izin verirsek bundan çok keyif alıyor. Suyunu alıyor bazen yerlere döküyor sonra bez alıp su döktüğü yerleri siliyor...

En sevdiği ikinci oyuncak tarzı; elektronik! Cep telefonları, kumandalar, bilgisayarlar, telefonlar...

Oyuncaklarının arasında en favorisi yok. Hepsiyle oynamayı seviyor. Aylin'in bize hediye ettiği dev bir köpek var adı Benji, ona sarılmaya bayılıyor. Zaten köpeklerede bayılıyor, canlısına oyuncağına. Filleri çok komik buluyor. Yatarken yanında da abicinin hediye ettiği pembe bir fili var. Adı Ferdinand! Büyük bir tane Mickey'si var. Bazen onu alıp koltuğuna oturuyor bazen de onu uyutmaya çalışıyor :))) Toplara ball ball diyor ve gooool diye bağırıyor; şahane bir kahkaha sesi de ardında geliyor... Kendi kendini güldürüyor... TV izlemeyi pek sevmiyor, belki baby tv'de bir iki şarkı çalınca tempo tutuyor...

Anlatmakla bitmiyor. Ama şu arada aklıma gelenler bunlar... İlk 16 ayımız çok dolu geçti sanırım sonraki yıllar daha da dolu geçecek. İlk yelken tatilini yaptı, şimdi ileride kayak tatili var... Sonra yurtdışı gezileri...

Aman sağlık olsun da... Bütün bunlar sonra ki adımlar...

Bütün bunları neden yazdım; ileride görüyorum ki çok çabuk unutulabilir şeyler bu detaylar... Ve Maral büyüdüğünde burayı okuduğunda kendini bilsin diye...

21 Ekim 2010 Perşembe

Amma uzun ara vermişim...



Ne zamandır yazacağım bir türlü fırsatım olmadı... Neyse bugün biraz rahatım. Son bir buçuk aydır da rahat sayılırım aslında ama bu rahatlığın tadını çıkardım. 15 gün tekneye gittik ailecek. Bu sefer resim yok sadece video var. (Yukarıdaki resim de yazın ortasında, arkadaşım Maral tarafından çekilmiş bir resim) Ama inanın Maral çok büyüdü. Teknede de bize rahat verdi. Günboyu yüzdü, güzel yemekler yedi, ve geceleri mışıl mışıl uyudu. Döndük, ve bir hafta boyunca toparlanma falan derken o aralar bayağı yorulmuşum. Tatil güzelde, dönüşler kolay olmuyor. Zaten güneyin son kalan yaz günlerinden, İstanbuldaki kışa geldik. Bikinilerden, montlara girdik bir anda... Şimdilerde hava iyi güzelde, tehlikeli... Bir sıcak bir soğuk dikkatli olmak lazım.

Maral'ı Gymboree'ye yazdırma kararı aldım. Umarım beklentilerimin üstünde olur. Göreceğiz. Kış zamanı evde tutmak haksızlık olur. Ona da bana da değişiklik olur. Önümüzdeki hafta başlıyoruz.

Kısaca bizler iyiyiz. Planladığımız tatiller var önümüzde, Maral anneannesinde rahatlıkla kalabilir artık... Zaten "annani annani" diye dolanıp duruyor evin içinde... O annaniii diyor, anneannesi "canıııııım" diye karşılık veriyor...

Bu aralar 2 konu var kafamı kurcalayan; birincisi kadın meselesi... yatılı bir kadın fena olmaz artık ve nereden nasıl bulabilirim belki yardımcı olabilirsiniz... Evinişlerini yapacak, gerektiğinde Maral'a bakacak falan... İkinci meselede evden iş konusu. Birşeyler yapmak istiyorum evden ama ne yapabilirim bilmiyorum. Şimdi şunlardan bunlardan hoşlanıyorum da diyemiyorum... Biraz tıkanık ve bulanık yani... Evden oturarak kazançlı ne iş yapabilirim belki fikri olan da olur :))))


13 Eylül 2010 Pazartesi

Hayatım boyunca gurur duyacağım bir "hayır" dedim ben dün!

Halkını cehalet ve sefalete teslim eden yöneticiler yok olmaya, cehalet ve sefalete sürükleyen yöneticileri seçen halk ise KÖLE olmaya mahkumdur.

M.K.Ataturk




4 Eylül 2010 Cumartesi

Maral ve Ayaye... Ve Maral ve biz.. ve MAral.. vs vs vs...






Çok kısa yazacağım... Çünkü artık Maral günde 1 kez uyuyor. Sabah kalkıp kahvaltıdan sonra biraz oyun, biraz hava alıyoruz, sonra öğle yemeğini yiyip yatıyoruz. Tabii ki o uyuyor ben kalan işlerimi yapıyorum ama çok yoruldum bu aralar. Evimize taşındık. Tuzlayı özledim biraz. Ama havalar havuza girmeye müsait değil Maral için, o zamanda Tuzla'da daha fazla kalmanın anlamı kalmadı. Ama bu aralar sıkıntıdayım. Yemek yemiyor. İyice katı gıdaya geçtik artık ve Maral kendi kendine yemek istiyor. Bende bıraktım kendi kendine... Artık ne yerse kendini nasıl doyurursa... Ama inanın hiçbir şey yemiyor aslında... Bakalım nereye kadar gidecek bu... Ne yapmalıyım hiçbir fikrim yok... Sıkıntılı işler anlayacağınız...

1 Eylül canım annemin doğum günüydü. Yine yaptı yapacağını ve Maral'ı düşünerekten, kesinlikle akşam yemeği istemiyorum dedi. Maral yorulur diye... Bizde öğleden sonra gittik ve bütün günü birlikte geçirdik... Canım annem sen ne düşüncelisin. Hep bizi düşünüyorsun.. Biraz da kendini düşün lütfen. Örnek ol bize yani... Önce kendini düşün ki, bizde önce kendimizi düşünmeyi öğrenelim... Ve lütfen hep var ol. Sağlıklı ol. Yanımızda ol. Seni çok seviyoruz. Ayayeeee!

Evet Maral anne demedi daha - daha doğrusu bana hitap etmedi anne diye... Ama anneme ayaye diyor... Annemi görünce başlıyor ayaye ayaye demeye... Babama dede, Cemile de baba diyor... Yasminin de yeni adı Abicin...Abicin abicin diye dolanıyor Yasmini görünce... Banyoya bıcıbıcı, yemeğe mama, çişe de çişşşşşşşşş.... Ama ne cümleler kuruyor ne cümleler duymak lazım... Hiçbirini anlamıyorum ama sanırım o bizleri gayet iyi anlıyor. En azından getir götürü gayet iyi biliyor. Biiiiiiy, iykiiiii, üüüüüüuuuuçççşşş... (yani bir iki ve üç) Evde çalışan kızımız var, adı Fati ama Maral ona Pati diyor. Attaya gidiyoruz diyorum, kapını önüne gidip aytta diye söyleniyor. Ya da eline herhangi bir çanta alsa da olur. Attaya gidiyoruz ya, hemen eline bir çanta kapıyor ve aytta diye söylenmeye başlıyor... Aç kelimesi bu kadar güzel söylenemez... Açiiiiii.... açıyorum demek - ya da ben öyle zannediyorum... Bittiye biytti.. Topa bol diyor... Sanırım ingilizcesini duydu ve öğrendi... Anlatmakla bitmez... Görmek lazım...

Ve umarım bu yemek sorununu da hallederiz yakında... Neyi nasıl yapacağım bana yardım edebilecek, fikir verebilecek birisi varsa lütfen hiç çekinmeyin derim. Her türlü öneriye açığım...

Bu arada resimlerin en sonuncusunda benim en yakın arkadaşım Maral da var. Yani Maralıma adını veren büyük Maral. NY'da yaşıyor, İstanbula senede bir gelir, muhakkak görüşürüz geldiğinde. Bu seferde Tuzla'da kaldı eşiyle beraber ama çok eğlendik, acaip çok güldüm. Sağolsun, iyi olsun.... Onu da çooook öpüyorum buradan...

13 Ağustos 2010 Cuma

Azcık politika....

1 ayı aşkın Tuzladayız. Bana kalsa 1 ay daha burada kalırız. Zamana bıraktım. Açıkçası burası rahat oldu. Maral açıkhavada, suyun içinde büyüyor. Haliyle bizde... Ama bugün sadece Maralı yazmayacağım. Türkiye ile ilgili bir mesele aklıma takıldı onu bahsetmek istiyorum.

Hani gitgide yüzümüzü doğuya çeviriyoruz diye yazılıyor ya; ben farklı bir açıdan bakmak istedim. Şimdi yüzümüzü doğuya döndürünce, haliyle arkamızı Avrupaya doğru çeviriyoruz demektir... :)))Avrupa - her ne kadar sevsem de - arkanı dönecek bir topluluk değil. :))) Batıya, yani Avrupaya dönersek de bu sefer arkamızı araplara dönüyor oluyoruz; e bu da pek tekin bişi değil. Aman aman derim!!! Araplar da pek dönülecek bir topluluk değil! Bence en doğrusu yüzümüzü yukarıya, kuzeye doğru dönelim, arkamız Akdeniz ve Afrika... Pek de rahat olur. Türkiyenin ne doğuya ne batıya dönük olma ihtiyacı yok. İlla bir yerlere dönecekse, kuzeye biraz Beyaz Rusya, biraz Rusya, azıcık Finlandiya, Danimarka ve oradan ver elini kuzey kutbuna... Oh mis gibi... :))) Doğuda bişi yok! taa uzak doğunun en asil ülkesi Japonyaya kadar!

Geçenlerde dünyanın en huzurlu ülke sıralamasına baktım; hemen yazayım :
1. Yeni Zelanda
2. Danimarka ve Norveç (bu ikisi ikinciliği paylaşıyorlar)
3. İzlanda
4. Avusturya
5. İsveç
6. Japonya
7. Kanada
8. Finlandiya
9. Slovenya
10. Çek Cumhuriyeti

Sıralama devam da ediyor... Merak edenler www.businessweek.com'dan ulaşabilirler..

Bu sıralamayı ülkelerdeki güvenlik, gelişim, refahlık, suç oranları, işsizlik gibi unsurlara göre yapmışlar... Ama dikkat çekici unsur İskandinav ülkelerinin ilk 10'un içinde bulunması. Dedim ben yüzümüzü yukarıya doğru çevirelim diye... Herhalde ülkelerin iklimlerine biraz bağlı olaraktan, ne kadar soğuk olursa o kadar daha sakin ve huzurlu olunabiliyor... Hmmm bana doğru gibi geldi biraz... Düşündürüyor değil mi?

Valla ben evimdeki huzuru ülkemde de istiyorum. Bıktım gündemdekilerden. Her alanımızda bir sorun, bir soru işareti var. İçişlerinde, dışişlerinde, sporda, eğitimde, iş dünyasında, sağlık sektöründe, medyada, trafikte... Anasını satayım her ama her alanda bir gariplik var... Pozitif birşeyler oluyor, hemen akabininde aynı olayda negatif şeyler... Kandırılıyor muyuz nedir? :) Kim Türkiyenin bu politika ile ileriye doğru gittiğini düşünüyorsa, ona hemen bir sorum var...

Huzurun var mı? Huzurun?

21 Temmuz 2010 Çarşamba

Tuzla Tuzla

Annem ve babam sağolsun! 1 haftadır onların evinde, Tuzla'da kalıyoruz. Tam anlamıyla tatil yapıyoruz da diyebiliriz. Gündüzleri Maral ya evde havuza giriyor, bahçede koşuşturuyor, Maya (Vitonun can arkadaşı canım köpeğimiz) ile oynuyor, ya da evimizin 2 adım ötesinde, kanımca Istanbul'un en iyi klubü olan Istanbul Mercan Yuvası tenis klubünde denize giriyor, tenis oynayanları seyrediyor, ve akşamları güneşin batışına nazır, denizin dibinde bizimle akşam yemeği keyfi yapıyor... Tekne tatilinden çok daha iyi oldu bu şimdilik. Bir defa Maral için süper oldu, koşacak alan, keşfedecek çok şey var... Dişleri de 5 oldu. Öyle çil çil de terlemiyor burada...

Özetle, biz burada Tuzla da evimizde çok mutluyuz. Nefes alıyoruz. Gündüzleri annemlerde bizi ziyaret ediyorlar, Yasmin'de yüzmeye gelecek haftanın 3-4 günü...

EEeeee, limonatayı yaptık biz! Hem de içinde biraz cin ve biraz da vodkası var!!!

Resimler çok yakında!!!

13 Temmuz 2010 Salı

Yaz bitti!

Geçtiğimiz Cuma akşamı Cemili bavulumuzla beraber Marmaris'e yolladık. Pazar sabahı orada buluşmak üzere... Bende Cumartesi akşamı çok gitmek istediğim bir partiye gidecektim, pazar sabahı da kızımla beraber uçağa binip Cemilin yanına gidecektik. Herşey planlandı. Cumartesi öğlene kadar herşey şahane idi. Tam laylaylomluk bir durumdu... Keyfimi anlatamam. O kadar iyi hissediyordum ki kendimi, nerdeyse midemde kelebekler uçuşuyordu - yani sanki....

Ama ne yazık ki yazı kapattık. Bu yaz da denizin, güneşin, tekne tatilinin hayali kaldı. Cemil Cumartesi sabahı 3 ay evvel ameliyat olduğu aşil tendonunu yeniden kopardı. Daha doğrusu yeniden koptu ve Cumartesi gecesi apar topar İstanbul'a döndü. Boğazımda bir tıkanma var, hala... Hem Cemile üzülüyorum hem kendimize... Aman sağlık olsun, en önemli şey sağlık diyorum kendi kendime ama hala olayın şokundayım. Dün sabah yine ameliyat oldu Cemil. Bugün de Maral ile birlikte ziyaret edeceğiz. Bu sefer daha da zorlu bir iyileşme dönemi biz bekliyor. Hemde yazın tam ortasında.

Yani neymiş? Hayatı olduğu gibi kabul etmek lazımmış, ve limonu bir şekilde limonata yapmak! Ama moraller bu kadar bozukken neyi nasıl yapacağım bilmiyorum... Talihsizliğin böylesi yani... Çok üzgünüm. Çok!

6 Temmuz 2010 Salı

Kısa kısa....

Pazar Marmaris yolcusuyuz. Cemil 1 gün önceden gidiyor. Bize hazırlık yapacak. Alışveriş ve tekneyi hazırlama. Pazar sabahı kızımla beraber Marmaris'e inince hemen, hiç vakit kaybetmeden tekneye binip açılacağız. Böylelikle, marinanın o rezil kepaze sıcağında hiç durmak zorunda kalmayacağız. Bu sefer tecrübeliyim. yanıma boşyere götürmüş olduklarımı bu sefer götürmeyeceğim. Ama götürmüş olmayı dilediklerim var tabii... Neyse bir hafta daha yokuz buralarda...

Bu arada bu sivrisineklerin durumu nedir? Dün gece 2'den itibaren hiçbir ilaca oralımısın demediler. Kulaklarımın üzerinden inişler kalkışlar yapıldı. Sanki kafam Sabiha Gökçen havalimanı! Ama şaka değil, hiç uyutmadılar... Birde evin her yerinde kelebekler var. Daha doğrusu geçen hafta evin içi kelebekler vadisi gibiydi. Çiftleşme sezonuymuş. Erkek kelebekler dişilerin peşinde... Yaniiii... Daha romantik yerler varken bizim evin içinde neyi nasıl yapacaklar anlayamadım. Bu hafta da birer birer ölülerini topluyoruz... Hayır korkum Maral bizden önce bir tane bulacak ve midesine indirecek... Herşeyi yiyor da... Bir kelebek kalmıştı!!!

Pittbull yasasını kınıyorum. Rezil adamlar. Yani bazı Avrupa ülkelerinde de benzer kararlar vardır da, bizimkilerin bu kararı nasıl uygulayacaklarını biliyorum. Ah zavallı köpekler. Ve elbette en başta ah iğrenç sahipler. Türkiye'de eve köpek alıp da sokağa bırakan ne kadar çok insan/canavar var. Bu insanlardan adam olmaz; e bu kararı alanlardan hiç adam olmaz. Ne olurdu ki yepyeni bir kanun getirselerdi, diğer Avrupa ülkelerine de örnek olabilecek (mesela bütün pittbulllar kısırlaştırılacak, ve her pittbull sahibi her 3 ayda bir rapor verecek falan filan - zaten böyle mecburiyetler pittbulllara olan talebi azaltacaktır ve hiçbir canlı katledilme zorunda kalmayacak falan filan gibi - vergimi veriyorum ben benim yerime onlar düşünse ya bunları); ama bizim millet kendi başına düşünse, düşünmeyi öğrense, ve uygulamalarda ciddiyet ve hassasiyet gösterse, bambaşka yerlerde olurduk. Koyunuz biz koyun...

Bu arada Dünya kupası finalleri geliyor. 4 takım kaldı; Uruguay, Hollanda, Almanya ve İspanya.. Ben sanırım Hollandalıları ve sonra İspanyolları tutuyorum. Umarım ikisi arasında bir final oynanır. Ayreten şu vuvuzelalardan nefret ediyorum. Maç seyrederken arı kovanı gibi ne o öyle...

29 Haziran 2010 Salı





Maral 1 yaşına girdi. Pazartesi sabahı aşısını da oldu, ama asıl gelişme süt ile ilgili kısım. Evet artık süt vermiyorum. Tanrı Aptamilden razı olsun. Geçen ay, tatile gideceğim için, rahat etmek istedim ve hazır mamaları denedik ama sonuç hep hüsran oldu. Hepsini reddetti Maral. Haliyle bende tatil boyunca süt çek süt ver olayını yaşadım. Hemde 40 derece sıcaklıkta... İnek sütünüde reddetmişti... Neyse... Pazartesi sabahı Aptamil junior 1 yaş üstü sütü satın aldım.... Ve korka korka biberona boşalttım... Bu korku başka bir korku, bu duyguyu anlatamam. Tanrım dedim, lütfen bunu sevsin. Tadına da baktım... gayet başarılı... Uyku saati geldi ve ben biberonu dayadım... Ve... ohhhhhhh!!! Lıkır lıkır gitti süt. Hemde hepsi... Artık süt çekmiyorum. Daha doğrusu sütüm bitene kadar mümkün olduğunca az çekeceğim ki artık süt çekme işlemi tamamlansın. Ben o şahane annelerden olmadım. Emzirmedim - Maral 2,5 aylıktı ve kendimce bana göre olan "işkenceyi" sonlandırdım ve tam 1 yaşına kadar sadece ama sadece kendi sütümle "medela swing" ile sütümü çekerek besledim. Eleştiren olursa, çok da umurumda değil yani. Emzirenlere afferim. Bu konuda bana kimse dil uzatmasın. Keserim o dilleri! :)))

Tatilde başka bir gelişme ön üst dişlerini patlatması oldu. Eve döndük ve bam.! Dişler geldi. Canım kızım... Hiçde huzursuzluk yapmadı, extradan yani... Gayet uyumlu idi. Zaten iyi bir bebek, biz üzen bir bebek hiç olmadı, yavrum kimbilir ne acılar içinde bile öyle beklenilen kadar huzursuz olmadı...

Tatil benim beklediğim gibi olmadı ama çok şey öğrendim. Çok iyi bir tecrübe oldu benim için. Yani önümüzdeki haftalarda yeniden gittiğimizde daha rahat olacağıma inanıyorum. Ama sanırım artık bir abla almak lazım yanımıza... Hem peşinden koşacak hemde dışarı kaçmak istediğim zamanlarda kaçabileceğimi bilebileceğim... Maral ultra hareketli bir kız. Evet çok huzurlu, çok iyi bir bebek ama aynı zamanda da inanılmaz hareketli. Hiç durmuyor. Bende ona ayak uyduruyorum ama nereye kadar? Gerçekten çok yoruldum. Çoook! O yüzden opsiyonları açtım... kafamda henüz ama zaman gösterecek...

Bir başka gelişme daha oldu bu arada ama bu tatsız bir gelişme... Canımdan çok sevdiğim, Marala değer verdiğim kadar değer verdiğim - 1gr daha az değil - ablam yarın dizinden ameliyat oluyor. 6 sene evvel dizini sakatlamıştı ve ameliyat olması gerekti ama o bu konuya çok karşıydı. 6 sene geçti ve ağrıları dayanılmaz hale geldi. Ve yarın ameliyat oluyor. Umuyorum şahane geçecek ve en kısa zamanda maral ile birlikte evin içinde, dışında her yerde birlikte koşabilecekler...

11 Haziran 2010 Cuma

İlk tatil, ilk heyecan!


2 sene sonra ilk defa tatile gidiyoruz. Maral, ben ve Cemil. Çok heyecanlıyım. Yarın öğleden sonra Dalaman'a uçup, oradan tekneye gideceğiz bir aksilik olmazsa... Maralın eşyaları bir araba dolusu! Yatağı, mama sandayesi derken ufaklığın eşyaları tekneyi doldurdu bile. Ben ne alıyorum diye sorarsanız, pek birşey yok, 2 bikini 2 elbise... Detaya gerek yok, çok az yani. Neyse 22 Haziran doğum gününe geliyor olacağız. 1 yaşında olacak Maral. Doğum günü partisi yok, sadece aile arası ufak bir kutlama. Belki ama belki sonra arkadaşlarımızşa beraber daha büyük bir kutlama yaparız. Ama sanmıyorum. Bakalım.

Bu post kısa oldu biraz ama paketlenmem lazım. Çok iş var çooookk!

Herkese selamlar! Ben tatile gidiyorrrrrrrrrrrrrruuuuuuuuuuuuuuum!

10 Mayıs 2010 Pazartesi

Bir annenin anneler günü hediyesi

Anneler günüm kutlu olsun. Çok şahane bir hediye aldım ben... Sabahın 7,30'unda aldığım, üzerindeki kartta "anneciğim ilk anneler günün kutlu olsun - kızın Maral" yazan çiçekleri demiyorum...
Kızım yürüdü. Hemde pıtır pıtır... Gerçi artık oturmak yok bana ama olsun... O önde ben arkasında evde, çayırda, çimende yürüyoruz. :))) Maral tam 10,5 aylık yürümüş oldu. İlk Cumartesi günü anneannesine ve tatisi Yasmine doğru yürüdü ama yaklaşık 10 adım... Sonra anneler gününde hem yürüdü hem ilk defa kalkan yedi hem bizim köpeğimiz Maya ile tanıştı. İlk defa çim gördü, çimlerde koştu, düştü... İlkleri yaşadı yani... Haliyle bende....

Canım kızım çok seviyorum seni... Hayatın hep böyle güzel geçsin...

Canım annem, anneler günün kutlu olsun... Ne iyi ettin babamla tanıştın, ne iyi ettin evlendiniz, ne iyi ettin Yaso gibi bir abla kazandırdın... Çok yaşa emi...

4 Mayıs 2010 Salı

Zaman su gibi geçiyor.


Ayda bir post yazmaya başladım... kolay değil... Evet internete hergün giriyorum ama... Banka işleri, mailler, kısaca günlük haberler... kendi bloguma bile bakamıyorum... Ama şikayet etmiyorum... Hayat çok doldu. Hiçbirşeye vakit ayıramıyorum ... hmmm neler oldu bu dönemde...

Maral yürüyor... evet altın adımlarını attı. Alt dişler tamam. Üstleri bekliyoruz... Merakla... Sabırla... Bu aralar çok huysuz, belki üstler de geliyordur. Yemek yemek bile istemiyor... Ama tombul tombalak biraz.. Yaniiii.. Normal boyutlarda...

Evet hala - 11. aya geldik - süt veriyorum. Ama çok bıktım. Günde 2 kere çekmeye başladım, 1 öğün mama vereyim diye. Ama 2 kere süt çekmem de yetiyor 3 öğün için. O yüzdem ben mamaya, mama bana bakıyor her gün... Bakalım süt ne zaman azalacak. Bu gidişle, mama vermeden inek sütüne geçiş yapacağım heralde.... bundan da şikayetçi değilim. Kızım dolu dolu bir sene sadece anne sütü ile beslendi. Ben üzerime düşen görevi fazlasıyla yaptım. Ve süt verenler beni en iyi anlar... Kolay bir iş değil.

Cemil ayağından ameliyat oldu. Aşil tendonu kopmuştu. O da 3 hafta kadar evden dışarı çıkmadı. Halyle benim için işler daha da zorlandı. Bana yardım eli uzatan Cemil, koltuğa yapışıp kaldı, dolayısıyla bütün işlere artı olarak Cemilin de işleri biraz yordu beni. Bundan da şikayetçi değilim...

Annem bugün Londra'ya gitti. Cuma günü dönecek.

Yasmin hemen hemen haftanın 3-4 günü bizde. Maral hayatını altüst etti diyor ama o da şikayetçi değil. Ben hiç değilim. Keşke burda yaşasa... Aynı binada...

Babam yoğun. Her zamanki gibi. Çalışıyor, haftada bir Maral'ı görmeye geliyor. Son kitabını Maral'a ithafetti.

Akşamları evde güzel filmler izliyorum, en güzeli "Precious" adlı filmdi. Şok edici bir film. Acaip iyi oyunculuk var. Tavsiye ederim.

Arada bir bir iki arkadaşım ziyarete geliyor, bebekleri alıp yemeğe gidiyoruz. Yorucu oluyor ama keyifli.

Başka birşey pek yok. Ama günler nasıl geçiyor, nasıl hemen bahara geldik de yaz kapımızda anlamadım gitti. Hiç hayatımda zaman bu kadar hızlı akmamıştı...

Bakalım bir sonraki postumu ne zaman yazacağım...


31 Mart 2010 Çarşamba

Hafta sonu kaçamağı...


Geçtiğimiz hafta sonu, Maral doğduğundan bu yana ilk defa Maral'dan ayrı kaldım. Hazırlıklarımı yaptım; sütlerimi çektim; çantamı hazırladım ve Cemil ile birlikte Cuma akşamı yola çıktık. Maralı da anneme ve ablama teslim ettim. Bir fena oldum giderken; bir ağladım yolda Sabiha Gökçen Havalimanına giderken... Bir korku dolu düşünceler (uçak düşerde Maral annesiz babasız kalırsa diye) aldı beni... Anlatamam.... Sadece yaşanır. Ama aynı zamanda yaklaşık 1 senedir ilk defa uyuyabilecektim... İstediğimi yiyip, istediğimi içebilecektim...

Peki öyle mi oldu? HAYIR! Havalimanına gider gitmez kendime sosis ve patates kızartması sipariş ettim, bira eşliğinde. Yemez olaydım. Yol boyu midem bulandı. Zaten uçaklardan tedirginim; tedirginliğimin yanına bir de mide bulantısı... Yanıma da 6 aylık oğluyla bir anne oturmaz mı? Yol boyu sohbet ettik. İnip de tekneye vardığımızda yorgunluktan çökmek üzereydim; ama ohh dedim şimdi deliksiz uyuyabileceğim... Bir insan her saat başı uyanır mı?Uyanır... Son 6 aydır her saat başı uyandığımı hatırlamıyorum. Yerimi mi yadırgadım, hava mı biraz soğuktu nedir, hiç uyuyamadım. Maral da aklıma takılmadı halbuki. Nasılsa emin ellerde... Ama fırsat bu fırsattır dedim; olmadı ilk gece.
Cumartesi sabah 7'de kalktık. Güzelce kahvaltımızı ettik ve teknede bir takım işler vardı; ben günboyu işlerimi yaptım. Bu arada Maral ile teknede yaşam nasıl olur onu çözmeye çalıştım; çok da güzel olur - göreceğiz yazın...Aralarda da süt çektim ve Marmaris Netsel marinadaki balıkları besledim - sütümle :)))) Her 4 saatte bir süt verdim balıklara...
Marmarise varmadan "oh günboyu şarap, bira falan içerim" diye düşünmüştüm. Ama gel gör ki canım istemedi, içim almadı eskisi gibi... Akşam balık keyfi yaparken içerim dedi. Uykusuzluk ve yorgunluk aldı başını ya; yine ne yiyebildim ne de içebildim. Bir de bir üşüdüm bir üşüdüm... Neyse ki annemin bana zorla alırdığı kazak vardı da... Biraz sıcak tuttu beni. O akşam iyi uyudum diyebilirim. Ama içimde de heyecan var; 2 sene sonra tekne ile biraz gezebileceğiz diye... Bir kalktık; hava berbat... Fırtına yağmur soğuk... Zaten Pazartesi sabahı döneceğiz 8 uçağı ile; dolayısıyla 4'de kalkmamız lazım, hiç maceraya gerek yok, o günüde teknede öylesine geçirdik... Akşam GS FB maçına kadar... Gittiğimiz restaurantta da kalabalık ve digiturk arızası nedeniyle pek de iy izleyemedik maçı... Tadı yoktu yani... Ama yine de pişman değilim. Genelde güzel geçti, sadece beklediğim gibi olmadı. meğer biraz da ben değişmişim açıkçası. Eski Verda değilim sanki...

Ve şu karara vardım; insanın evi gibisi, düzeni gibisi yok. Yapılacak en güzel tatil kendi evinde kendi yatağında... Teknede kendi düzenimizi kurana kadar, tekne tatili de bana pek cazip gelmiyor. En azından havalar ısınsın, denizin keyfini çıkarmaya başlayana kadar...Kısaca evimi özledim, yatağımı özledim, Maral'ı özledim... Tüm bunlardan çıkarttığım bir ders var. Bu heyecanla evime döndüğüm için ne kadar şanslı olduğumu düşünüyorum... Bu şahane bir duygu... Herkesin bu duyguyu tatmasını dilerim. Evine heyecanla dönmek. Koşa koşa...

21 Şubat 2010 Pazar

Yasmin Donay




Ne diyeyim ki... Çok şanslıyım. Böyle tatlı bir ablam var. Böyle altın kalpli, böyle temiz bir insan... Onun yeri bambaşka... Hele Maral'la birlikte böyle olunca...Bayılıyorum... İyi ki varsın Yasmin... Nice birlikte, hep beraber geçireceğimiz senelere... Canım ablam... Ne olur hiç değişme. Hep olduğun gibi ol. Seni sen yapan özelliklerini hiç kaybetme. Yeter ki mutlu ol. Olmak istediğin gibi ol. Hayatta ne yaşamak istiyorsan, ne yapmak istiyorsan kaçırma yap. Gitmek istediğin bir yer varsa, düşünme git... Nasıl olsa ben hep yanındayım. Hep fikirlerinin arkasındayım... Seni çok seviyorum...

Bebek bakmak valla zor iş - miş. Göründüğünden çok daha zor. Ama bir gülüşü herşeyi unutturuyor... İnsan ister istemez ikinci bir bebeği yapmayı 50 kere düşünüyor. Ben de sırf böyle bir ablam olduğu için, sırf çok sıkı fıkı bir ilişkimiz olduğu için Maral'a kardeş yapmayı istiyorum.. Daha doğrusu düşünüyorum. Muhtemelen olmayacak... Ah süt verme... Süt verme olayı göründüğünden çok daha zormuş. Sırf bu yüzden "yok yapmayayım" diyorum. Ama Yasmin ile kendimi düşündüğümde, Maral ileride yalnız kalmasın, benim kardeşim gibi onunda kardeşi olsun istediğim için yapayım diyorum... Çok zor ihtimal ama.... ama... ama...

17 Şubat 2010 Çarşamba

Kadın... (Varmı senin göbek adın?)

Konu ile alakasız olsa da, bu resimdeki ifadem, içinde bulunduğum durumu çok güzel anlatıyor... Lenoz Hill hastanesi, NY...Doğumdan 2 hafta önce, kontrole girdiğimde... Bakmayın acı içinde göründüğüme, aslında şakadan bir kıvranma hallerindeydim :)))) Ama bugün gerçekten kıvranıyorum da...

Kadınsız hayat hem çok güzel hem de İNANILMAZZZ zor, hele birde alışmışsan.... Bahsettiğim "kadın" aslında hizmet eden kadın... Evini bir nevi teslim ettiğin - asla edemiyorum - senin sağ kolun olması gereken - asla olamıyorlar - senin için koşmaları gereken - hepsinin benden büyük totoları var - ve en önemlisi - benim için - temiz olmaları gereken kadınlar.. Yok bulamıyorum böyle bir kadın. Sorun bende heralde... Kullanmasını bilmek gerek diyorlar, ama yok valla olmadı. Biri gelir üstü başı temiz bakımlı olur, ama iş beğenmez, yaptıramazsın, biri gelir koşuşturuyorum ayağına evini asla aslında temizlemez, biri gelir hah bu oldu dersin, ama o da sorunlarını da beraberinde getirir... Uff! Bütün bu modeller vardı bende... Ha son gelenin birde şivesi fenaydı. Hani "gurban olayım gız" türünden... Hadi tanıdık falan dedik, ama olacak gibi değil...

Neyse şimdi yalnızım evde. Her iş bende... Bir evin çekip çevrilmesi için ne gerekiyorsa yapıyorum... Hemde Maral'ın uyuduğu sıralarda. Yahu ben hangi ara dinleneceğimde süt çekebileceğim? Hangi arada oturup bebekler ile ilgili bir iki satır okuyabileceğim? 2 gündür dilim dışarıda.... Asabi oldum biraz. Bu "kadın" olayı zormuş. Şimdi ajanslarla görüşmeye gideceğim. Baştan herşeyi konuşacağım, beğendiğimi alacağım... Ama çok garibime geliyor... Bu ajanslarda türk pek yok. Bizimkileri denedim. Birde yabancıları deneyelim diyorum ama... İnsan haliyle rahatsız oluyor. Hırı var hırsızı var... Tamamiyle yabancı bir insanı, en önemli sığınağına sokuyorsun.

Bakalım neler olacak... Var mı bir akıl veren? Var mı? Ne yapacağım?

8 Şubat 2010 Pazartesi

Virgin Radio

NTV bünyesinde 7 yıl çalıştım...NTV, CNBC-e, Kanal E, NTV Spor, NTVMSNBC, NBA TV, NTV Radyo, Radio N101, Billboard Radio, Radyo Eksen, Virgin Radio, Kral TV, Kral Fm, National Geographic, Motor boat & Yachting, Billboard, Robb Report, CNBC-e Business... Hala takip ediyorum... Haliyle çok sayıda arkadaşım var ve onların başarısını hep takdir ediyorum. Böyle bir yerdir işte NTV bünyesi... Ama öyle bir transfer yaptılar ki... En çok buna sevindim. Power Fm'in bence en önemli 2 DJ'i; Bay J ve Geveze, 15 Şubat Pazartesi itibarıyla Virgin Radio'da... Eminim Virgin Radio bundan böyle en başarılı radyo kanallarından biri olacaktır. Her iki dj'ide çok severek dinliyordum. Şimdi daha bir severek dinleyeceğim...

Bundan böyle yeni moto : 99.4 Virgin Radio :))))))

Bu arada Maral, baba demeye başladı, ayakta durabiliyor, mamasını yemeye başladı.. Dişler yolda...

27 Ocak 2010 Çarşamba

Mummy...


Anneme çok teşekkür ederim. Onu çok seviyorum. kıymetini biliyorum ama kızım olunca bir kere daha anladım onun ne kadar kıymetli olduğunu... ve 40 sene boyunca yapmış olduğum hatalardan, söylediğim kötü sözlerden özür dilerim. Bunu yeni yeni anlıyorum, çünkü bir annenin kızı için yaptığı fedakarlıkları anlamaya başladım. Ki yolun daha, eminim ki, çoooooook başındayım. Beni neler bekliyor farkındayım - ki ben annem kadar iyi bir anne olabileceğimi sanmıyorum. Umarım benim kızım benden daha iyi olur. Cumartesinden beri ayaklandı. Yürümüyor ama ayakta durabiliyor. Tutunarak... Hergün yeni bir şey... Ona bakınca kendimi, sonra annemi düşünüyorum. O yüzden içimden böyle bir yazı yazmak geldi. Ay dedim kendi kendime... Çok değil 10-15 sene sonra başlayacağız birbirimizi didiklemeye :) Bende annemle didiştim çok (Tabii yine de normal didişmelerdi, ve tabii ki öyle kötü didişme değil, tatlı didişmeler). Annemin bende çok emeği var. Attığım her iyi adımda onun adı vardır... Attığım kötü adımlarda da... :)))) Neyse... birgün Maral bu satırları okursa, anneannesinin ne kadar önemli biri olduğunu, onun da büyümesinde ne kadar çok emeği olduğunu bilsin istiyorum. Doğduğu günden, hatta taaa benim karnımda olduğu ilk güne kadar, hep emeği oldu. Ve bizim hayatımızı hep kolaylaştırdı. Canım annem...


21 Ocak 2010 Perşembe

Bebeğin hayatında olmazsa olmazlar


Dr Browns biberonları - hava yapmıyor - bebek gazsız rahat rahat sütünü içebiliyor.
Babybjorn ana kucağı - en havalısı da var ama babybjornunki kadar kullanışlı ve pratik değil.
Babybjorn taşıyıcı - hayat kurtarıcı olabiliyor / kısa geziler, market alışverişlerinde çok rahat
Pampers bebek bezleri - diğer bezlerde denendi - hakikatende en rahatı
Johnson rahatlatıcı şampuan - mis gibi
Johnson pudra - missssss
D vitamini - anne sütünde tek olmayan vitamin e mecburen biz kullanıyoruz.
En organik saç fırçası - en keyif aldığım bakım olayı - azıcık ipksi saçlarını taramak
Havlu ve havluyla birlikte kullanılacak ince ipekimsi bezler - havlu ilk doğduğunda biraz sert gelebilir cildine
Dalin bebek deterjanı - şimdi omo baby deneyeceğim. Lekeler çoğaldı :))))
Dalin ıslak mendil - kokusu ve dokusu en güzel
Poposunu yıkamak için dalin şampuan - ne diyeyim herhangi bir bebek şampuanıda olur tabii
Alerjik bünyeyse Sebamed bebek şampuanı
Emzik - bebeğin seçimi marka seçimini belirliyor - bizde mam marka emzik mevcut
Tırnak makası - ben yuvarlak uçlu chicco makas edindim
Kulak pamuğu - kulaklarının dışında da kullanma gerekebilir.
Banyo küveti - içi kaymaz olanlar
Bol bol iç çamaşırı - zıbın deniyor galiba.
Bol bol tulum - Valla en favori mağazam bonpoint olsa da, ilk aylarda en sık kullandığım şey tulumdu
Banyodan çıkınca kafasına koton şapka - nemini alsın
Araba koltuğu - 2 adet (biri ilk 6-7 ayda kullanılan, diğeri sonraki aylar ve yıllar için)
Bebek arabası - Bizde bugaboo chameleon var çok memnunum. Gönlüm eski silver crosslardan yana olsa da, İstanbulun bu "düzgün" sokaklarına bugaboo daha doğru olur dedim - doğruda demişim
Mutlak battaniye- çeşit çeşit boy boy - kaşmirinden sentetiğine, ben çok rahat ettim
Mutlak kaşmir - bebek tenine en yumuşak ve güvenli olduğu için.
Emzirme yastıkları - ben emzirme için çok kullanmasam da - şimdilerde Maralı içine oturtuyorum. Şahane oluyor
Diaper çantası - 2 tane var. Başka çanta kullanamaz oldum.
Alt değiştirme minderi - Ortası çukur yanları tepeli olandan
Ateş ölçer- dijital
Pişik Kremi - Tüpte kavanozda her çantada... A&D çok başarılı - ancak tabii bebeği her daim temiz tutunca zaten pişiğe fırsat kalmıyor. Ben 14. gün itibariyla her kaka yapışta musluğun altında yıkarım. Bizimkide banyoya gitmeye bayılıyor zaten
Önlük : çok şıkları da olsun ama mothercare de altı plastik üstü havlu düz beyazlar çok rahat. kaynat kaynat kullan...Şıkları cici giyinince...

Anne içinse, süt çekilecekse medela marka pompalar en iyisi... Ayrıca Lansiloh marka göğüs kremleri (aman ne rahatlatıcı kremler) ve buzluk poşetleri de çok rahat... Fazla gelen sütü çekip buzluğa atmak rahatlatıcı... 1-2 günlüğüne yakınlara bırakıp kaçamak yapabilme imkanı tanıyor. Ayrıca her ne kadar ilk 6 ay anne sütü çok önemli olsa da, ben 7. ayımda da halen sütümle besliyorum. Ve sütüm kesilir mesilir korkusuyla hep biriktirdim. Ama 3 ay dayanabiliyor buzlukta o yüzden eskiyi kullanıp yenileri dondurmakta yarar var... Sütüm kesilmediği sürece sonuna kadar gideceğim gibi gözüküyor...

Birde bebeği doğduğu günden itibaren gece gündüz kavramına alıştırmak için, hep organize olmak lazım. Akşam olduğunu gece uyku zamanının geldiğini anlaması için. Bizde banyo yapılınca akşam sütü verilir ve hooop "bon nuit" iyi geceler moduna geçilir... Daha doğduğu ilk haftadan beri. (yıkanma olayına göbek bağı düşer düşmez başladık) Çok zeki yaratıklar herşeyi biliyorlar...

Mama iskemlesi ve oyun parkı 6. aydan sonraki olaylar. Biz mama iskemlemizi aldık, ama oyun parklarında hala içim rahat değil. Nereden nasıl ne alacağım bilemiyorum. Bu konuda da bana yardımcı olabilecek biri var mı?

9 Ocak 2010 Cumartesi