13 Mart 2012 Salı

Mixed...






Çok komik bir kızım var benim. Geçenlerde brunch'a Bistro'ya gittik; evde yiyemediği nutellayı şapur şupur yedi. karnı tok olmasına rağmen, 2 farklı masaya gitti ordakilerle yemek yedi, bizim masaya geri geldi. Kendi işini hallediyor yani.

Puss in boots filmine bayılıyor. Seyredenler bilir, dans sahnesi var; aynen kediler gibi dans ediyor ve dans ederken kendi kendine çok gülüyor. Filmi fransızca seyrediyoruz, bazı sahnelerde neler oluyor bana anlatıyor... Fransızca sınıfı işe yaramaya başladı. Anluyor ve konuşmaya da başladı. Tuvaleti bittiğinde beni çağırırken c'e fini (nasıl yazılırsa) diye bağırıyor... Diğer dediklerini biz anlamıyoruz :)

Durup dururken zıplamaya bayılıyor. Herhangi bir yerde, birazcık zıplayan bir alanda tutamıyorum :)

Geceleri yatağından çıkıp yanımıza "çaktırmadan" yatıyor. Ama anında elinden tutup yatağına dönüyoruz :)

Çok tatlı çok komikde... Sabahları ve öğlenleri uykudan uyanınca bet oluyor. Huysuz. Sevimsiz:) Uyandıktan 30 dakika sonra normale dönüyor...

OK. Okul arayışları bu sene de aynen devam ediyor. Kafamda çok şey şekillendi. Zira bu sene birşeye karar veririz seneye ne olur bilemem. Ülkenin durumu ortada. Eğitim sisteminin geleceği belli... Kararımızla ilgili detay vermeyeceğim. Hayırlısı olsun. Bir gerçek seneye de International Pre School Plus'da French sınıfına devam. Okulu seviyor, hocalarını seviyor, sınıf arkadaşlarını seviyor. Bit kadar çocuğu maceraya atmanın doğru olmayacağını, seneye de aynı yerden devam etmenin doğru olacağını düşündük. Sonrasında göreceğiz. Panik yok. İçim rahat.

Biz şanslıyız. Diye düşünüyorum...

Bu sene Maral'ı karlı dağlarla tanıştırma hayalim suya düştü resmen. Onca kar montları, kazakları, eldivenleri, botları... Kask... Neyse acelem yok. Seneye. Maral için düşündüğüm bütün herşey için çok ağırdan almaya karar verdik. Herşeyin zamanı var dedik. Acele etmeye gerek yok. Ama başka bir gerçek var ki; yüzmeyi öğrenmesi lazım. Bu sene şart. Kollukla falan zaten yüzüyor, ama derdim tekneye gittiğimizde arkamızı dönersek lök diye suya düşerse - ki ihtimali çok yüksek - yüzmeyi bilmeli.

Maral dışında, çok şahane krem keşfettim. Clarins 40 yaş üstü kremleri. Gündüz ve gece ayrı iki krem. Fark yapti dersem yeridir. Tavsiye ederim.

Oscar filmlerini seyrettim. Oscar adaylığı olmayanlarıda... The Artist 'i beğendim. Descendants'a bayıldım. The girl with the dragon tattoo filmindeki kıza bayıldım. Meryl Streep için ayrı bir ödül kayegorisi versinler. Çevirdiği her film için bir oscar almalı. Acaip bir performanstı Iron lady'de. War horse filmini hiç beğenmedim. O neydi öyle. Gereksiz. Törenlerle ilgili söyleyeceğim Angelina Jolie'nin sağ bacağı. Hiç ihtiyacı yoktu böyle bir harekete. Demek kendine güveni yok bu kadının. kadın gözümden düştü gitti. Çok kötüydü çooook. Billy Crystal'ı beğendim. Tom Cruise - Tom Cruise işte. Gözüm kapalı her filmini seyrederim. Tek! Kadınları pek beğenmedim bu sene. Ön plana çıkan yoktu be sene benim için.

Konu Oscarlardan açılmışken, sanırım Kasım'da Los Angeles'a gidiyoruz. Hatta şimdiden bilet bakmaya başladık. Direk uçuş olması ne iyi oldu. Bindik indik olacak. Çok seviyorum bu şehri. Havasını, suyunu - literally havasını, suyunu - insanlarını... Batı sahili insanları başka... Los Angeles, SAn Francisco, San Diego... Ve tek tek yazamayacağım kadar sahil kentler... Hepsine gideceğiz. :) Bir terslik olmazsa...

Bu arada öksürmekten yazamıyorum. Ne illet bir grip geçirdik... Maral atlattı hemen. Ama ben... Hala ara ara öksürüyorum. Yuh yani. Bir dipnot; Maral grip olmasına rağmen süt ve süt ürünleri tüketmediği için hiç öksürmedi. Hatta dün de biraz yoğurt yedi... gayet iyiyiz.

Şimdi fark ettim. Saat 1!e geliyor. Gidip yatmam lazım. Sabah koşuşturma, iş güç var.

29 Şubat 2012 Çarşamba

1 Question and 0 answer...


Evde temizlikçiler var... İçeriden Maralın sesi geliyor...

Sesini duyurmak için bağıra bağıra arka arkaya : "Senin evin çok uzakta değil mi? Senin evin çok uzakta değil mi? Senin evin çok uzakta değil mi? Senin evin çok uzakta değil mi?"

diye soruyor... Ama sesini sağır sultan duyar... O kadar bağırıyor...

Cevap : "evet".

Maral da acaip sakin ve düşük bir ses tonuyla soruyor : Neden?


Bayılıyorum bu sorulara :))) Hiç bitmeyen ve asla cevabınız olmayacak sorular... her gün binlerce defa :)

24 Şubat 2012 Cuma

Oradan buradan 2...





Çok fazla anlatacak birşey yok... Bu yazı ile bir önceki yazımda, Maral'ın fotolarını koymayı tercih ettim. Zira gerçekten de komik bir kız! İnsanın yüzüne gülümseme koyuyor.

Canım o benim canım...

Oradan buradan 1...





Cemil'in çektiği fotoğrafları yükledim dün bilgisayarıma... Geçen seneden beri epey fazla resim varmış... Hepsini koymam mümkün değil tabii... 200 küsür fotoğraf...

24 Ocak 2012 Salı

Niye acele ederiz ki?

Gözlükler numaralı değil... Tarz için takılmaya başlandı. Ayağındakiler de benim bile zorlanarak giydiğim topuklu ayakkabılarım...

Laboratuar bize sonuçları yollamamış... Yollasaydı, 21 kasımda bilecektik süt ve süt ürünlerine alerjisinin olduğunu ve gribin bu alejisini tetiklemiş olduğunu... Neyse uzun uğraşlar, doktor ziyaretleri sonucunda, ortaya çıktı. Kızımın en sevdiklerini kestik... Süt, yoğurt, ayran, cacık... Bunun yanında tüm peynirler... Öksürük tamamiyle bitti. 30 Aralık'tan beri hiç öksürmüyor. Hiç ılaç da kullanmıyoruz 3 haftadır... Ama durum içler acısı... Sabah kalkıyor, kahvaltı gevreğini ya su ile ya da öylece kuru kuru yiyor... "Anne süt" dediğinde ilk günlerde ona göstermeden gizli gizli ağladım. Çok zordu. çok. Akşam süt içmek istiyor. Yok kızım Cumhur aldı sütünü diyoruz. Van'daki çocuklara götürdü. Ama merak etme, sütümüzü yaza doğru getirecek" diyoruz... Ya da arkadaşlarımız ve onların çocuklarıyla bir yere yemeğe gittiğimizde, diğer arkadaşlarının yediği peynirleri, dondurmaları istiyince nasıl yalanlar havada uçuşuyor belli değil. Yok o acı, o biber, o ilaç aslında... Olacak iş değil. Her gittiğim yerde aşçılara muhakka tembih ediliyor. Aman makarnayı tereyağı ile pişirme, haşla getir. Aman pilavı tereyağı ile yapma... aman krema koyma, aman içinde peynir olmasın... Birisi kek veriyor, olmaz! Evde su ile pişirilen keki yiyebilir. Kurabiye olmaz. Evde su ile pişirilen kurabiye olur ancak. ya yoğurt! Yoğrtsuz geçen koca bir ay!

Şaka gibi! Ama öksürüğü bitti! 1 aydır rahat rahat uyuyoruz artık!

Neyse sanırım bir kaç aya kalmaz eski halimize döneriz...

Emziği çıkardık hayatımızdan. Cemil'in çok sevdiği bir dostu bizde kaldı. adı Cumhur. Maral da, evimize gelen her misafir gibi onu da çok sevdi. Ama açıkça itiraf edeyim, Cumhur'u kullandım. Cumhur Ankara'ya döndüğü akşam, gece uykusuna yatarken (zaten sadece uyurken kullanıyordu emziğini) bütün emzikleri sakladım. "anne, bişim nerdeeee" dedi panik bir sesle... Emziklere nedense bişi adını taktı MAral. Bak kızım dedim. Cumhur var ya; Cumhur senin bütün emziklerini Van'da depremzede çocuklara götürdü" deyiverdim... Başka şeyler demeyi planlıyordum ama ağzımdan bu kelimeler çıktı. Bende paniğim... ama anne bişilerim dedi. Bak Maral dedim yine sakin sakin... Ve oturdum kısaca Van'daki çocukları anlattım. Ama anne diyince eskiden beri sevmediği emziği çıkardım verdim. Bak dedim bunu Cumhur almayı unutmuş". Aldı ama... Mutsuz mutsuz... Ertesi akşam ananemize gitti kalmaya... Anneme de aynısını söylemesini tembihledim. Ama annem benden daha cesaretli olduğu için o hiç sevmediği emziğinide vermemiş. Yok Maral demiş. Annen çantana koymamış demiş. Maral hiç itiraz etmedi. İşin daha da güzeli benim hikayeyi annem detayla anlatmış. Depremi anlatmış. oradaki çocukları anlatmış. Peki demiş Maralım. Ve hakkaten o gün bugündür hiç istemedi emzik. 2 ay olacak sanırım. Arada bir resimlerini görüyor, "kullanmıyorum artık" diyor.

Ve emzik maceramız son buldu.

Ayrıca bez dönemi de biteli bayağı bir zaman oldu... Hiç uğraşmadım Marala don giydirmek için. Açıkça kolayıma da geliyordu. Çiş yaptırmakla uğraşmayı göze alamadım hiç. Hele öksürük dönemlerinde - onca uykusuzlukla... Ama onu da kendi kendine becerdi.

Ve bez maceramızda son buldu...

Yatağından tırmanmaya başladı. Açtık yatağını...Sabahları uyanınca geliyor odamıza...

Ve kapalı yatak dönemimiz son buldu...

Ama...

Ama artık benim emzikli bir bebeğim yok. Bezli bir bebeğim yok... Yatağının içine koyupta gönül rahatlığı ile odasında bıraktığım bir bebeğim yok.Bebeğim yok artık. Çocuk var... Ve neden acele ediyoruz anlayamıyorum... O dönemler çok güzelmiş. Biz anneler niye hep acele ederiz ki.. Aman onu kullanmasın artık, aman böyle olsun artık, hadi bunu da yaptıralım, hadi bunu da çıkartalım... Nasılolsa yaşı gelince hepsi yapıyor...

Evimizde bir bebek yok artık.

Çok şahane bir kız çocuğumuz var, o ayrı... Hemde ne kız...

Ama o günleri çok özleyeceğim.