25 Ocak 2009 Pazar

Mim'li photo ve Maya...

Şebo beni de mimlemiş 4x4 resmi ile ilgili. Hemen vakit kaybetmeden koyuyorum. Aşağıdaki resim 2007 Eylül ayında, Los Angeles'da Melrose Avenue'da yürürken Yasmin tarafından çekilmiş bir resmim. Havasıyla, suyuyla, insanlarıyla, gündüz ve gece hayatıyla benim çok sevdiğim bir şehirde...Los Angeles'da çekilen bu resmim, dördüncü klasörümün dördüncü fotoğrafı... 

Gelelim diğer mevzulara... Kız ismi ile ilgili çok güzel alternatifler çıktı, herkese teşekkürler. Hala değerlendiriyorum. Ama "Su" ve "Maya" hala favorilerimden. Sadece Maya'da biraz duruyorum, çünkü aynı zamanda benim diğer köpeğimin, daha doğrusu annemlerin köpeğinin adı da Maya... Kendisi aşağıda..


Aşağıdakilerde rahmetli Vito ile birlikte çekilmiş fotoğraflarından bir iki adedi...Sırasıyla: Vito'yu öperken, evin önünde gölgelenirken, ve Vito'ya kaptırdığı oyuncağını takmıyor havasında bembeyaz 32 dişini birden bana gösterirken!!!


Köpekler beni mutlu ediyor. Her hareketleri, her türlü bakışları... Umuyorum çok kısa sürede bir tane daha evimize konuk olur... Sabırsızlıkla bekliyorum!

15 Ocak 2009 Perşembe

Avrupa Avrupa!

Öyle bir an geliyor ki... Buraya yazacaklarım koskoca bir kitabı oluşturur, ama gel gör önüne oturuyorum, ya yazacaklarımdan vazgeçiyorum, ya da tamamiyle unutuyorum... Daha bu sabah oldu... Erkenden kalktım, duşa girdim. Duş yaparken "aaa bunu da yazacağım, aaaa bu noktaya kesinlikle değinmeliyim" dediğim öyle çok şey vardı ki... Ama hepsini unuttum. Hepsini. Aklımda kalan birşey, karşı tarafı, benim tarafı, yani Arnavutköy, Bebek, Etiler, Nişantaşı.... Oraları ne kadar çok özlediğim. Akmerkezi özler mi insan? Hadi onu geçtim, Makro yu özler mi? 
Dün Makro'da her reyonu gezdim. Hem de coşkuyla. Ellerimin leş gibi olmadığı tek market. Aradığım herşeyi bulduğum tek market. Yok bu tarafta! Neden yok ki? 

Sonra Akmerkez... Alışveriş merkezlerinden nefret etmeme rağmen, Akmerkezi hep ayrı tuttum. Onun yeri başkaydı. Haftanın en az 2- 3 günü muhakkak uğradığım yerdi... Ama hiç ne kadar sevdiğimi anlamadan... Şimdi oraya gittiğimde kendimi çok iyi hissediyorum. Meğer ne kadar çok önemli yeri varmış da haberim yokmuş... Zamanında lanet okuduğum mağazalarının önünden geçerken bile keyif aldığım bir merkez orası şimdi... 

Nişantaşı var bir de... 
Ben aslında doğma ve yarı büyüme (diğer yarıları İngiltere ve Arnavutköy arası olduğu için) Nişantaşılıyım. İçinde yaşadığımı hatırladığım ilk evim, ilk arkadaşlarım hep oradaydı. Üzerine haince, b.ktan bir alışveriş merkezi dikilmiş olsa da, ilkokulum Şişli Terakki orada. En azından bina olmasa da hatıraları aklımda..İsmi kalbimde... Her sokağı iyi bilirim. Ve her sokağında yürümekten çok keyif alırım. İlla bir galeri, bir mağaza, bir kafe, bir restoran ve bir tanıdık karşıma çıkar. İnsanların aydınlık gözüktüğü, daha keyifli durduğu, mağazaların şık olduğu, en iyi restaurantları dar ara sokaklarında barındıran, en iyi sanat galerilerine ev sahipliği yapan tek yer İstanbul'da. Muhakkak bizim hep eleştirdiğimiz "türklükler" de diz boyu. Ama benim gözüme çarpmıyor oradayken. Nedense görmemezlikten gelebiliyorum. Yaklaşık 20 gün önce gittiğimde beni görmeliydiniz.  29 Aralık günü benim için kelimenin tam anlamıyla şahaneydi. Diğer İstanbul caddeleri içinde benim için tartışmasız en "şık" cadde olan Abdi İpekçi Caddesi'nde lapa lapa kar yağarken, sokakta çalan müzik eşliğinde yürürken yaşadığım mutluluğu anlatamam...Annem ve ablamla birlikte, benim de fazla yürüyemediğim günlerde, o 50 metre kare alanda, lapa lapa yağan karın altında bütün butiklere dalıp çıktık. Kimisinden alışveriş yaptık. Sonra Brasserie'de öğle yemeğimizi yedik. Ve yine sokaklara attık kendimizi. Sonra yine aynı alanda biraz daha dolaştık. Ve yine akşam üzeri olduğunda, babam ve Cemil'in katılımıyla, Brasserie'de içkilerimizi yudumladık. Onlar şampanya içerken, ben maden suyunu yudumladım tabii ki!!! Sonra yine lapa lapa yağan karın altında, Park Şamdan'a yürüdük ve yemek yedik. Şamdan'ın kapalı bahçesinde yemek yerken, karı seyretmenin verdiği mutluluğu size anlatmam mümkün değil. Düşündükçe bile çok keyif alıyorum...Uzun lafın kısası, Nişantaşı'nı da çok özlemişim. Ve Allah'tan doktorum Nişantaşı'nda. Yine Salı günü kontrol için gittiğimde, yine bir sergi gezer, Reasürans Çarşısının altındaki kitapçıda oturup kitaplara bakar, Jo Malone'da bir sürü kokuyu karıştırıp deneme yaptıktan sonra bir kafe'de ya da bir pizzacı da şahane yemek yeriz... Ha bu arada ananemde (anneannem yazıldığını biliyorum) Nişantaşı'nda... Ona uğramak da keyif oluyor... Ne zaman doktora gitsem ona muhakkak uğruyoruz. O da bana hep en sevdiğim yemekleri yapıyor. Bu aralar enginara takıldım. Şimdi devamlı onu yapıyor :))))) Türkiye'de yiyebileceğiniz en iyi enginarı o yapıyor. Tartışmam bile :))) Benim ananem diye söylüyorum tabii ki :)))) Ama bana özel yapıldığı bilincinde olunca sevginin tadını alabiliyorsunuz... İşte o yüzden benim için tartışmasız en iyi enginar onun ki diyorum :))))))

Doktor da demişken kız olduğu kesinleşti. Ve benim karnım iyiden iyiye çıkmaya başladı. Umarım rahat bir ikinci dönem geçiririm. Umuyorum çünkü ilk 3 hatta 4 aylık dönemim hiç de kolay geçmedi. Şimdi kız isimleri için biraz okumak lazım... Denizlerle, okyanuslarla ilgili bir isim... Var mı aklınıza takılan bir iki alternatif? Ben eski İstanbul hanımefendilerinin eski isimlerini çok düşündüm açıkça, ama günümüze ayak uydurabilen isimler pek yok. E-posta alırken, interneti kullanırken, ya da yurtdışında görüşme yaparken anlaşılması, telaffuzu rahat olsun.  Hatta yabancı ad bile olabilir... Var mı fikirler?

31 Aralık 2008 Çarşamba

Happy Pink New Year!


Herkese mutlu yıllar!!!! 2008 yılı için sağlık, spor, huzur ve verim yılı olsun diye dilemiştim. 2009 yılı içinde yine önce sağlık, sonra huzur ve verim yılı olsun diye diliyorum. 2008 benim için çok güzel bir yıldı. Dolu dolu geçti...Hemde her ayı. Hele son 6 ayına bir sürü şey sıkıştırdım. Sayısız güzel yemeklerin, günlerin, düğünlerin, kısa tatillerin yanısıra, Rodos tatili, yelken yarışı, Küba tatili, Havana'da evlilik, Arnavutköy'den Moda'ya taşınma, bir bebek... Hemde kız bebek...

Dün doğumgünümde öğrendik... Çok erken olmasına rağmen, doktorum % 85 kız geliyor dedi. 10 gün içinde kesinleşecek. Amanın, ne hediye oldu bana... Bir kız! 

Buradan sevgili arkadaşlarıma duyurayım dedim. Tabii önce sağlıklı olsun. Sonra... Bakalım göreceğiz... Amanın! Amanın ki ne amanın!!! 

İşte böyle sürprizlerle dolu bir yıl oldu, önümüzdeki yıl da öyle olsun. Güzel sürprizlerle dolu dolu olsun... Ve yine her yılın sonunda olduğu gibi şunu söylemek istiyorum : 

Herşeyin daha iyisi vardır, ama unutmayın herşeyin daha kötüsü de var. Sahip olduklarımız herşey için şükredip, risk almaya devam!!!

2009'da yeni yazılarla görüşmek üzere!!!


22 Aralık 2008 Pazartesi

Kar

Lapa lapa kar yağsın istiyorum. 

Seneler evvel yağmıştı. Tam 4 gün işe gidememiştik. Şahane bir 4 gündü. Ben işten çıkıp eve kadar yürümek zorunda kalmıştım.
 
Ama ne maceraydı. 

Öğlen 2 gibi Maslak'taki binadan çıktım, Levent'te en sevdiğim arkadaşlarımdan Çağrı
 ile buluşup bir şişe kırmızı şarap alıp, Etiler'e kadar birlikte yürümüştük. 
Levent karlar altında bir başka güzel...Şiirsel kareler çıkardı, ama fotoğraf makinem yanımda yoktu maalesef. Aklıma kazımışım. Dün gibi hatırlıyorum o kareleri... 

O kadar şiddetli kar yağıyordu ki, yürümek inanılmaz zordu. Çağrı ile vedalaştıktan sonra, Etilerden Arnavutköy'e yürüyebilmem yaklaşık 2 saatimi almıştı. Tipiden sebep. Ve inanın yokuşun sonuna gelip - saatler yaklaşık 8'e gelirken - sahile indiğimde bizim köfteci Ali Babanın kahyası - 10 adımlık yol kalmasına rağmen -  beni eve kadar taşımıştı. Yürümeyi bırakın, ayakta duramıyordum... Ayaklarım donmuştu çünkü... Eve geldiğimde annem üfleye üfleye açtı ayaklarımı...

Ama olsun. Ben yine de şikayet etmedim hiç. Gece boyu canım Vito'mun kalorifer efekti olan ağzı, yanakları! kucağımda,  karı seyrettim pencereden. Sıcak bir çatı altında olduğuma şükrederek. Hiç durmak bilmeyen kar sonrasında 
sabah uyandığımda Vito ile rutin yürüyüşümüz bambaşka bir keyif vermişti. Hele eve dönüp işe gidilmeyeceğini öğrendiğimde..Ohhh... Deymeyin keyfime... Vito ile sokaklarda geçirdiğimiz zamanda ne bir araba vardı yollarda, ne de bir insan... 
Sadece biz ve karın o inanılmaz sesi - ya da sessizliği... 
Acaip bir duygu şu kar. Ve ben hem karı hem de yarattığı o huzur duygusunu çok seviyorum. Arkasından çamur, trafik, kaos getirsede... Çok ama çok seviyorum karı...

Metereoloji artık genelde doğruyu söylüyor ve dediklerine göre İstanbul'a ilk kar Çarşamba günü yağacakmış... Umuyorum doğrudur.  Çarşamba için 2 temennim: Şebnemin temiz raporları... Ve lapa lapa kar... Evde mahsur bırakan cinsinden...İri iri yağan cinsiden...Çünkü bu sene maalesef kayağa gidemeyeceğim ve karı doya doya yaşayamayacağım... 

19 Aralık 2008 Cuma

Hamilelik ve bir stil!

Hamileliğimin 3. ayını geride bıraktım. Bir terslik olmazsa eğer, 30 Aralık günü bebeğin cinsiyetini öğreneceğim. Heyecan dorukta. Bilmek istiyor muyum emin değilim. Çok da önemli değil çünkü, sağlık en önemlisi... İşin komik tarafı 30 Aralık benim doğum günüm. Bakalım doğum günü hediyem ne olacak? Kız mı? Erkek mi? Bu da işin eğlenceli kısmı...

Eğlenceli olmayan başka bir kısım var. Hani o rezil bulantılar geride kaldı gerçekten. Kendimi biraz daha iyi hissediyorum. Bugün de ikili test dedikleri test de olumlu çıktı. 
Ocak'taki üçlü teste kadar içimiz rahat. Ama hala bir takım riskler olduğu için 4. ayın sonuna kadar kesin istirahat söz konusu. Ama benim canımı sıkan başka bir konu var:
Hiç birşeye ama hiçbirşeye sığamıyorum. Dolabımın neredeyse tamamı hep small size. En  büyük beden 38. O da kapanmıyor. Çok sevdiğim jeanleri giymek hayal oldu bile. Karnım zaten kaşınıyor arada, bu da genişlediğim anlamına geliyor. Pijamalarım bile small. 2 tane bol dökümlü pijamam var. Devamlı onlar üstümde. Utanmasam 40 yılda bir  sokağa çıktığım zamanlar (doktora ya da kapı komşumuz balıkçıya) bile pijamalarımı giymek istiyorum.
Alışverişe çıkamadağıma göre, Cemilin dolabını biraz karıştırayım dedim. Ama ondan önce şöyle bir internete göz attım... Amanın neler var neler. İç çamaşırlarından özel tshirtlere... Konuyla ilgili bana yardımcı olabilecek biri var mı? Belki ablama, anneme rica ederim benim için bir - iki şey almalarını... Ama nereden? Ya da normal mağaza alışverişinde 2-3 beden büyük beden mi almalıyım? Ne kadar zormuş... Çok kilo almam diye düşünüyordum ama evde oturmaya mahkum olup, bütün gün mayışıp sadece yemek yediğinde nsan ister istemez kilo alıyor. Ben toplamda 4 kilo almışım. 54-55 kilo başladım; 59 kilolardayım. Amanın!!!! Terazide görmediğim rakamlar!!! Neyse normaldir de, şu kıyafet işi canımı sıkıyor. Giyimi rahat, ama çok da hamile hamile elbiseleri olmayan kıyafetler giymek istiyorum...En azından hamilelikten sonra da kullanabileceğim şeyler...O yüzden her türlü fikire açığım... Önerileriniz var mı? Bildiğiniz bir adres? Özellikle jean ve pantalon için...


Not: Yukarıdaki resimler Anne Geddes'in sitesinden alınmıştır. Bu kadının fotoğraf çalışmalarına bayılıyorum. Acaip tatlı resimler var. Arada sizde bir bakın. Çok eğlenceli!